İçerikler

Asya'dan Anadolu'ya Aşık Oyunu

Yazdır

asikoyunu

Türkler’in bütün Türk coğrafyasında asırlar boyu oynadıkları ve Anadolu’ya getirdikleri aşık oyunu, tüm Türkistan’da ve Anadolu’da halen varlığını sürdürmektedir.

Anadolu’nun birçok yerinde iletişim araçlarının yaygın olmadığı zamanlarda köylerde insanlar iş zamanlarının dışında birtakım etkinlikler düzenlerdi. Köy merkezinde ve ayrıca düğün vs. gibi sosyal etkinliklerde bir araya gelenler, konuşma fırsatı ve oyun oynama imkanı bulur. Bu oyunların içinde “aşık” oyununun ayrı bir önemi vardır. “Aşık atmak” ifadesi oyunla birlikte dilimize girmiş ve bütün Türk dünyasında çok yaygınlaşmıştır. Aşık bir çeşit kemiktir. Aşığın bulunması zordur. Çünkü canlı bir hayvanın kesilmesi ya da ölmesi gerekmektedir. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar ailelerin geçim kaynağı olduğu için mecbur kalınmadıkça kolay kolay kesilmez. Aşık oyununda kazanan kişinin itibarı artar. Ayrıca aşık oyununun yanında çocuklar çalma topu da oynar.

Aşık; küçükbaş ya da büyükbaş hayvanın arka ayaklarının eklem yerlerinden elde edilir. Aşıkların iri olanları seçilerek, ağırlaştırmak için orta yerine kurşun dökülür. Aşıklar, çeşitli kök boyalarıyla boyanır. Oyunculardan her biri birer aşığı sıraya dizer. (Günümüzde çocukların bilyelerle oynadıkları oyuna benzer) Belli bir uzaklıkta çizilen çizgiden sırasıyla herkes dizilen aşıklara elindeki kurşun dökülmüş aşıkları atarak vurmaya çalışır. Bunun yanında yerdeki aşıkları vurmak için lök de kullanılır. Vurulan aşığın kazanılması için, dizilen yerden üç ayak gitmesi esastır. Bu şekilde oyun devam eder. Aşık kemiğiyle oynanan farklı oyunlar da mevcuttur.

Aşık Oyunu, koyun ve keçinin arka diz kapağından çıkan aşıklarla oynanan oyundur. Bunlardan koç ve tekelerin aşıkları, oyuncunun kullandığı (sakka) aşıktır.

Aşıkların duruşlarına göre adları:

Alçı (veya) kazak: Aşığın kulağa benzeyen kısmı

Tohan: Aşığın düz kısmı (Alçının zıt tarafı)

Bök: Aşığın tümsek kısmı

Cik: Aşığın çukur kısmı

Oyunları genellikle gençler oynar. Oyuna başlarken aşık atan şu sözü söyler: “Aş sakkaları teper tokuş değmeleri menim.” Bunu söylemenin sebebi; taşa, çöpe, ayağa değdiği zaman, karşı taraf aşığı almak için herhangi bir hak iddia etmemesidir. Oyunlar en az iki kişi ile oynanır. Aşıklar kumaş boyası ile renklendirildiği gibi, kaynar suya bırakılıp epey bekletilerek krem renginde de elde edilir. Bu yapmanın bir faydası daha vardır ki; aşığı sağlamlaştırır. Bu sağlam aşıklara “kursa aşık” denir. Boyalı aşık diğerlerine nazaran iki üç misli daha kıymetlidir. Sakka aşığın çukur kısmına, istenilen şeklin gelmesi için kurşun dökülür. Ayrıca aşık, bazı yerlerinden delinir ve buralara da kurşun dökülür. Kurşun yerine mum ve karasakız yapıştırıldığı da olur. Sakkanın iyi konması için alçı ve tohan kısmı aşındırılır. Fakat, fazla aşındırılmış aşıkları rakip oyuncular, oyuna katmayabilir. Sakkanın iyi konması için etrafına tel sarıldığı da olur. Aşıklar, 15-20 yıl önce sedef düğme, yumurta (dört aşık karşılığı) ve para karşılığı bir başkasına verilirdi. Sakkalar özelliğine göre 3-5, hatta 10 aşık değerindedir.

Sağ baştan sola doğru şahıslar bir sofra tahtasının üzerine aşıkları atar. İki sakka, cikler birbirine yapışık olarak tutulur. Birinci şahıs, yanındakinden başlamak suretiyle sıra ile herkesle tek tek oynar. Atmadan evvel rakibi, mesela; “Denem üçer” der. Bu söz; “elimde sakladığım aşıklardan tanesi başına üç ceviz” manasına gelir. Aşığı atan “artırma yok” derse, artırılmaz. Oyunda kazanma veya kaybetme durumu şu şekildedir: Tohan + alçı, bök + cik + tohan “Kırık” demektir. yani, atan kaybeder. Bök + tohan, cik + alçı, tohan + tohan, alçı + alçı “Sağ” demektir. Yani, atan kazanır. Cik + bök “Boş” demektir. Aşıklar böyle gelirse şahıslar atma hakkını kaybeder, yanındakine verir. Atan kişi; “Kon aşık!” der, göğsüne sertçe vurduktan sonra atar.

Aşık oyunları ile ilgili bazı kelimeler:

Sakka: Koç ve teke aşığı (Sıvas’ta “Eneke” denir. )

Humar: Sakkanın başka ismi

Kurs: Kaynamakta olan suya bırakılarak sağlamlaştırılan aşık

Mimik: Aşığın yere bozuk olarak düşmesi. Bu durumda oyuncu aşığını şökür, o şekilde ilk yerine kor.

Sökümek: Aşığı alçı veya tohan olarak kondurmaya çalışmak

Çulgur: Oyuncuların aşık kaptırmamak veya dışarıdan gelen birinin aşık almak için söylediği söz. Bu, şu şekilde olur: Aşık oynamakta olan çocukları gören birisi, onların oyunun heyecanına kapılmalarını fırsat bilip sessiz ve hızlı olarak yanlarına gider, “Çulgur” derse; yerdeki bütün aşıkları alır. Bu bir kâide olduğu için oyuncular itiraz etmez. Şayet oyunculardan birisi görür ve ondan evvel “Çulgur” derse: bütün aşıkları kurtarmış olur.

Çık (Çık oyununda): Dâire dışı düşen aşık.

Öncü : İlk atışı yapan oyuncu

 

DEDE KORKUT İÇİNDE YER ALAN TARİHİ OYUNLARDAN

AŞIK OYUNU     

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul 1988 *  
Dede Korkut: Kitabın asıl adı Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzhan'dır. Anlamı Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabıdır. Kitap on iki destansı hikaye ve bir mukaddimeden oluşmuştur. Hikayeler Kuzeydoğu Anadolu dolaylarındaki Müslüman Oğuzların hayatını anlatır. Fakat destanlar İslamiyet öncesi dönemden de izler taşımaktadır. Bu yüzden destanların oluşmasının daha erken evrelerde olduğu tahmin edilmektedir. Kitapta, Salur Kazan ve Bayındır Han gibi kahramanların, mekânın ve zamanın ortak oluşuyla ve her hikayede Dede Kokut’un ortaya çıkışıyla on iki hikaye birbirine bağlanır. Bugün elimizdeki iki nüshanın Akkoyunlu Devleti’nin çökmeye başladığı dönemlerde yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir. Nüshalardan biri tamdır ve Almanya Dresden Kitaplığı’nda bulunmaktadır. Altı hikayenin bulunduğu eksik bir nüsha ise Vatikan’dadır. Nüshalar üzerine ilk incelemeyi Alman Türkiyatçı Fr. Von diez Tepegöz Destanı’nı Almanca’ya çevirerek yapmıştır. Kilisli Rıfat (1916, eski yazı ile), Orhan Şaik Gökyay (1938) ve Muharrem Ergin (1958) de kitabı yurdumuzda yayınlamışlardır.

AŞIK OYUNU             
“Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı’nda "Meğer sultanım, Dirse Han’ın oğlancığı üç de kabile çocuğu meydanda aşık oynuyorlardı" cümlesinde adı geçen aşık oyunu koyun, keçi gibi hayvanlarının arka ayaklarının diz kısmından çıkarılan ve dört yüzü değişik şekiller gösteren aşık kemiği ile oynanan bir oyundur.               
Koyun aşığı küçük olduğu ve yere düştüğü zaman her yüzü üzerinde durabildiği için, çok eski zamanlardan beri Anadolu, İç Asya Kavimleri, sonraları da Yunan ve Roma halkı tarafından zar yerine kullanılmıştır.               
Anadolu’daki aşık oyunları iki çeşittir:
1. Aşıkların yere atılması ve yerde belli durumlarda oturmalarına göre atanın veya karşısındaki oyuncunun kazanması;
2. Aşıkların, bir yere dizilerek eldeki daha iri ve çok defa içine kurşun veya mum akıtılarak daha ağırlaştırılmış bir aşıkla devrilmesi veya belli bir çizgiden çıkartılması.    Aşığın dört yüzü ayrı değerler taşır: daha enli yüzlerden çukur olan taraf ‘aç’ (çik, çuk), bunun karşı tarafı ‘tok’ (tök), dar ve düzce olan diğer iki yüzünden kenarı hafifçe kalkık, ortası çukurca olan yüzü ‘bey’ (say, kazak, kallek), buna karşı olan tarafı da ‘kit’ (tokan, dalak) adlarını alır. Yüzyıllardır oynanarak günümüze gelen bu oyun Anadolu’da halen sevilerek oynanan bir çocuk oyunudur. Aşık kemiği de gelişen hayatla birlikte para ile satılan bir oyuncak durumuna gelmiştir.” * Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul 1988. Hazırlayan: Pervin Maşaoğlu.

 

MANAS DESTANI’NDA AŞIK OYUNU

 

“Çinlilerin, Kalmukların, Tırgotların arasına gözcü gönderip onların sırrını öğrenmeyi, orduyu nasıl kurmak gerektiğini, saklanmayı, avul içine bekçi koyup düşmana karşı silah yapmayı, silahları gizleyip saklamayı, Manas'a akıllı Akbalta öğretti.
Bir defasında Manas, canı sıkıldığı için yatıyordu; atların doğum zamanı gelmişti. Manas atlara bir bakayım diye Aymanboz atına binerek dağ yolunu tuttu. Dev gibi muhteşem Aymanboz, daha sekizinci yaşında olmasına rağmen Manas bindiğinde dimdik duruyordu. Dağda, taşkınlık etmekte olan çobanlara gidip doğurmamış kısrağı kesti. Azemil suyunun kenarına, dokuz yolun kavşağına karargâh kurup can sıkıntılarını gidermek istedi.
Manas, karargahta aşık oynuyordu; o sırada kalabalık bir kervan geldi. Kervanın mahiyetinde Çinli, Kalmuk, Tırgot ve Sart vardı. Kervanbaşı olan Çinli ile Kalmuk, Sart ile Tırgot Manas'ı hiç umursamadan karargâha girdiler.
‘Hey, çek deveni’ dediler kenarda duranlar, bağırarak. Eğlenmekte olanlar da bağırdılar.
Altı Çin muhafızı, boynuna ipek sarılı, altın takılı devesini yedeğe almışlardı. Hanın devesini sadece Kalmuk ve Çinliler değil herkes biliyordu. Onun olduğu yerde kimse ona çıt diyemezdi. Han'ın adamı ile Han'ın devesine karşı gelenler ölümle cezalandırılırdı.
Arada Han’ın adamları yoktu, onlar develerinin dizginini tutup, söz dinlemeden Çince birşeyler söyleyerek karargâhı geçtiler.
Bu esnada arslan Manas elindeki aşıkla bir kenardaki aşığa vurdu. Aşık sıçrayıp uçarak, önündeki devenin ayağına ok gibi isabet etti, deve olduğu yerde düştü. İkinci aşık öndeki eşeğin ayağına saplandı ve o da yıkıldı.
"Hanın devesini yıktı. Bu Kırgızı yakalayın." Diye bağırdı kervanbaşı. Altı kişi Manas'a yapıştı.
Onlara Manas'ın yiğitleri engel oldular. İki taraf dövüşmeye başladı.
Er Manas, Çinlilerin küstah kervanbaşını altın kemerinden tutarak kaldırıp yere attı; göğsüne basarak başını kopardı. Efendisinin öldüğünü gören Çinli, Kalmuk ve Sartlar uslu bakıp durdular.”

Divanü Lügati’t Türk’de aşık:

AŞUK: Bugün aşık dediğimiz bir oyun da vardı Bu aşık, bir kemiktir Bugünkü çocukların misketlerle oynadığı gibi bir oyundur Bu kemiğin 4 yüzeyi vardır Bu aşık denilen kemiğin düz yüzü, sırt yüzü, çukur ve anaç denilen yüzeyleri vardır Anaç denilen kısım avuç içini dolduran bir yüzeydir Bu oyunda önemli olan bu aşık kemiğinin düz yüzünün yere gelmesidir Buna tam yerine oturdu manasında “Cuk oturdu” denirdi

  

TÜRK DÜNYASINDA ÇEŞİTLİ OYUNLAR:

 

TÜRK DÜNYASI'NDA OYUN ADLARI

Aşık Oyunu: Türkiye’de Aşık, Azerbaycan’da Aşığ, Kazakistan’da Asık, Kırgızistan’da Aşık, Çükö, Özbekistan’da Aşık, Türkmenistan’da Aşık.

Tutmalı Çelik: Türkiye’de Tutmalı Çelik, Kırgızistan’da Çikit, Al, KKTC’de Çıkkıldak, Marra, Kızberiş, Terletiş, Türkmenistan’da Toyak.

Atçılık Oyunu: Türkiye’de Atçılık Oyunu, KKTC’de Atcıg, Özbekistan’da At at.

Birdirbir Oyunu: Türkiye’de Birdirbir, Azerbaycan’da Hostana, Eşşek beli, KKTC’de Birdirbir.

Çatal matal kaç çatal : Türkiye’de Çatal matal kaç çatal, Duvar Zıkkası, Uzun eşek, Kırgızistan’da Eşek sekirmey, Türkmenistan’da Eşek eşek.

İp Atlama: Türkiye’de İp atlama, Kırgızistan’da Sekurgaç, Özbekistan’da Arkan Oyunu.

Sekmen: Türkiye’de Sekmen, Sekleme, KKTC’de Bir ayag.

Çizgi Oyunu: Türkiye’de Çizgi, Çiziktaş.

Bop: Türkiye’de Bop, Bız Bum, KKTC’de Sayı Oyunu.

Kar yağmur: Türkiye’de Kar yağmur, Rüzgar Boynuzlar Havaya, Kazakistan’da Uştu uştu.

Sessiz Telefon: Türkiye’de Sessiz Telefon, Kazakistan’da Sımsız Telefon, Kırgızistan’da Buzulgan Telefon.

Kim Vurdu: Türkiye’de Kim Vurdu, Azerbaycan’da Kim vurdu, Kazakistan’da Kim urdu, KKTC’de Kim vurdu, Özbekistan’da Kim urdu, Türkmenistan’da Kim urdu.

Körebe: Türkiye’de Körebe, Vırrık, Ebe Ebelebel, Körlebbek, Kırgızistan’da Kim zkenin tap, Köz tanmay, KKTC’de Körebe, Türkmenistan’da Göz dangdı, Kazakistan’da Sokurteke.

Kulak kopartmaca: Türkiye’de Kulak kopartmaca, Kırgızistan’da Kulakka Çapmay.

Sandıkbaşı: Türkiye’de Sandıkbaşı, Kırgızistan’da Şıngır mıngır toz.

Çiğdem Pilavı: Türkiye’de Çiğdem Pilavı, Hatapıya, Özbekistan’da Bayçiçek.

Yağmur Gelini: Türkiye’de Yağmur Gelini, Gode-gode, Bodi-bostan, Yağmurcuk, Kepçe Gelin, Özbekistan’da Sushatun.

Bebek: Türkiye’de Bebek, Özbekistan’da Kavurşak, Türkmenistan’da Gurçakgaş.

Arabistan buğdayları: Türkiye’de Arabistan buğdayları, KKTC’de Arabistan buğdayları.

Aliden, Aliden: Türkiye’de Aliden Aliden, Hey alaylar alaylar, Alaylım-pulaylım, KKTC’de Alaydan Malaydan.

Bezirganbaşı: Türkiye’de Bezirganbaşı, KKTC’de Bezirganbaşı, Kapucubaşı.

Mendilim Dört Köşe: Türkiye’de Mendilim Dört Köşe, Mermer menevşe, Mor menekşe, Azerbaycan’da Menevşe, Kazakistan’da Kim kerek, Kırgızistan’da Ek terek gök terek, Özbekistan’da Ak terek gök terek, Türkmenistan’da Ay terek gün terek.

Mendil kapmaca: Türkiye’de Mendil kapmaca, KKTC’de Değnekli mendil, Türkmenistan’da Yağlık aldı.

En Men tra: Türkiye’de En men tra, Bir iki üç zum, KKTC’de Ender tuna.

Tavşan kaç tazı tut: Türkiye’de Tavşan kaç tazı tut, Kurt kuzu, Kazakistan’da Aykulak, KKTC’de Tavşanınan tilki, Özbekistan’da Pisik sıçan Moşik sıçkan, Türkmenistan’da Pisik sıçan.

Çuval Yarışı: Türkiye’de Çuval yarışı, KKTC’De Torba Oyunu, Türkmenistan’da Holtada Bökmek.

Sobe-Saklanbaç: Türkiye’de Sobe, Sıglempitik, Gözyümüç, Senlinmecik, Saklanbaç, Kazakistan’da Marlamkaş, Kırgızistan’da Çaşınmak, KKTC’de Mirmillo, Saglanmaca, Özbekistan’da Kumulmacak, Gizlenmecek, Bekinmacak, Türkmenistan’da Gizlempeçek.

Kemik Saklama: Türkiye’de Kemik saklama, Kazakistan’da Aksüyek.

Mendil Saklama: Türkiye’de Mendil saklama, Kırgızistan’da Cooluk taşlamay, Özbekistan’da Lav lav teke.

Beş taş: Türkiye’de Beş taş, Kırgızistan’da Top taş, Türkmenistan’da Beş taş.

Yedi taş: Türkiye’de Yedi taş, Azerbaycan’da Yedi taş, KKTC’de Gugo Oyunu.

Üç taş: Türkiye’de Üç taş, KKTC’de Andres, Türkmenistan’da Düzdüm.

Altıev: Türkiye’de Altıev, Pıç, Kırgızistan’da Uyum tuudu.

Gömücü, Meneli: Türkiye’de Gömücü, Meneli.

Taş evcik: Türkiye’de Taş evcik.

İstop: Türkiye’de Hava Stobu, Azerbaycan’da Dedeboy, KKTC’de Memleket.

Erkek Çocukların Oynadıkları Bazı Oyunlar:

Çelik-Çomak, Âşık, birdir bir, Metlik, Kayış oyunu, Ay gördüm Allah oyunu, Citti bitti, Anan eğri, sürenke, Kale devirmece, Ara gitti, Gizlen pöçük gibi oyunlar oynanıyordu. Hot, Fot (Karacalar), düz eşek, çizgi oyunu, saklambaç, can buluş, karga sekmeci, Ebe bakır, Gömme çelik, Yüzük Turası, Kayış turası, Âşık, çatal kavak, saklambaç, çotunun eşeği, gömme çelik, hoplamaç, eneke, anan eğri, dana keç, artırmaç (Uzun atlama), birdir bir, kemik atmaca (karanlıkta kemiği atıp bulmaya çalışıyorlar. Kemiği bulan kazanıyor.) Tona bir oyunu, Sekimeç, Cüz oyunu (Üç Taş), İp atlama, Beş taş oyunu, Sal taşı, Bezirgancı başı, Kale oyunu, Kayış oyunu, Battal Baba oyunu, Yer boncuk, Gök boncuk, Üşüdüm oyunu, Âşık oyunu, Kör ebe oyunu, Söbe oyunu, Saklambaç oyunu, Çile oyunu, El el üstünde, Gavur kalesi, Çelik oyunu Ara getti oyunu, Misket oyunu, Esir oyunu, Futbol, Voleybol, Pin pon.

Kız Çocuklarının Oynadıkları Bazı Oyunlar:

Cüz oyunu, İp atlama, Beş taş oyunu, Bezirgancı başı, El el üstünde, Mendil kapmaca, Kör ebe oyunu, Söbe oyunu, Saklambaç oyunu, Üşüdüm oyunu, Kovalanbaç, Çizgi, Köşe kapmaca, Yumurta oyunu, Ebe bakır, Çatalkavak, Ara gitti, Birdirbir, Sürenke Oyunu: Çocuklar arasında eskiden “Nal bir, nırh iki, on iki, on üç ”, veya “Naldırnaç, kıldırgıç, kırküç” gibi tekerlemeler söylenerek oynanan oyun türüdür. Çız, Kale, Baş, Talar, Gızdiyh, Sultan, Dâire Lebbiyh, Güvercin Taklası; Çüş Bindim Çüriye, Gizlenpaç, Zoza, Çilli Ağacı, Uzatma, Yessir, Yeddi Yerin Kısırı, Birdir bir, Mendil Kapması.

Çalma Topu: Bu oyunun tarihçesi hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bu oyun Amerikan beyzbol oyunu ile hemen hemen aynıdır. Tek farkı Amerikan beyzbolunda top sert bir şekilde atılır, çalma topunda ise topu atan kişi ( * Danacı ) topu ( * yayar ) vuruş yapan kişinin rahat vurması için yavaş ve düzgün atar. Bu oyun eskiden şimdiki toplar olmadığı için at kuyruğundan yapılan kıl toplarıyla oynanırken, günümüzde ise tenis toplarıyla oynanır.

Oynanışı: Oyun 2 takım halinde oynanır, oyuncu sayısında sınırlama yoktur, ama fazla kalabalık olması tavsiye edilmez. Önce takımlar "Vurucu" ve "Tutucu" olmak üzere oyuna başlanır. Vurucu takımdan topa vuracak kişinin 3 kere vurma hakkı vardır, yalnız bu haklar topa ıska geçince kullanılır, 3 kere topa ıska geçen kişinin vuruş hakkı geçer. Eğer vurucu topa vurursa, koşmaya başlar ve daha önceden belirlene çizgiye kadar koşması gerekir, tutucu takım eğer topu havada yakalarsa oyun el değiştirir, karşı takım "vurucu" olur, ya da topu yakalayıp koşan kişiyi vururlarsa yine el değişir. Eğer vurucu yakalanmadan çizgiyi geçerse orada bekler ve ondan sonraki vurucu topa vurur, çizgiyi geçen vurucunun tekrar takımının yanına dönmesi gerektiğinden uygun anı bekleyip yakalanmadan geri takımının yanına dönmesi gerekir ve böylece oyun sürüp gider. Oyunun belli bir süresi yoktur, oyuncular tarafından ne zaman istenilirse oyun bırakılır.

* Danacı: Vurucuların topa vurması için topu atan kişi ( Oyundaki sabit kişi, Danacının her 2 takımdan da 1’er kere danacı hakkı adı altında topa vurma hakkı vardır. )

* Vurucu: Danacının attığı topa vuran kişi ( Her vurucunun 3 kez vurma hakkı vardır )

* Yayma: Danacının topu vurucuya yavaş ve düzgün bir şekilde atması

Somak Oyunu: Birer metrelik sopalarla, küçük oval topaça benzer bir ağaç parçasının tencere derinliğinde bir çukura girdirilmesi veya uzaklaştırılmasına göre oynanır. Çok ayrıntılı kuralları vardır. En az 3 kişiyle oynanır. Bir kişinin ebe olmasıyla başlar. Ebe seçimi de tamamen kurallarla belirlenir. Bu oyun kısmen çim hokeyinin özelliklerini taşıyor.

ÇOCUK OYUNLARININ KÜLTÜRÜMÜZDE YERİ VE ÖNEMİ

Anadolu çocuk oyunları çok zengin olduğunu ve çocuklarımıza dışardan aktarılan yabancı oyunlar yerine, kendi milli kültürümüzden kaynaklanan oyunları öğretmek gerektiğini vurgulayan * Prof. Dr. Metin And, Anadolu’da çocuk oyunlarını 10 ana başlıkta toplar: 

1. Aşık oyunları:   Anadolu’da en yaygın türleri ve terimleri bakımından, en zengin oyun türlerinden biridir. Örnekleri yüzleri bulmaktadır.

2. Yüzük Oyunları: Anadolu’nun en çok sevilen, neredeyse kurumlaşmış bir oyun türüdür. Çok yalın olanlarından, çok karmaşık olanlarına ve kendi başına birer oyun niteliğinde cezalara varıncaya kadar çok zengin bir türdür.

3. Top Oyunları: Anadolu’da çeşitli türden ve çeşitli amaçlı top oyunları vardır. Bunlarda kullanılan toplar da oyunlara göre çok değişiktir. Kimi yere vurulunca sıçrayan toplardır; kimi meşinden, bezden, içi doldurulmuş toplardır. Kovalama, koşmaca gibi oyunlarda da topla oynananlarına rastlanabilir. Kimi de çukurlu, hedefli, kaleli top oyunlarıdır. Bir çeşit ayaktopu olan Konya’dan Çindilli’de top yerine ebenin takkesi kullanılır. Top oyunlarının en ilginç ve önemlisi değnekle oynanan top oyunlarıdır. Bunlar ayrıca bundan sonraki Değnek Oyunları kümesine de girmektedir. Sözgelimi hokey, golf, bilardo ve benzeri batı oyunlarının belki daha ilkelidir, ama sayıca zengin olan bu oyunlar özellikle spor bakımından önemli olduğundan, bunların yeniden tanıtılıp yaşatılması gerekir.

4. Değnek Oyunları: Bunların en bilineni Cirit’tir. Atlı ve yaya olan ciridin çeşitlemeleri çok boldur. Oyuncuların ellerindeki değneği en uzağa atarak yarıştıkları oyunlar, ve çok yaygın olan çelik-çomak türünden çok zengin bir küme oluşturan değnek oyunları, hedefe değnekle nişan alınan oyunlar ve en önemlisi yukarıdaki kümede belirtildiği gibi top ve değnekle oynanan oyunlar ve bunların her birinin sayısız çeşitlemeleriyle daha çok spora yaklaşan oyun türüdür.

5. Taş ve Gülle Oyunları: Bunlar hem eski, hem yaygın hem de çok çeşitlidir. Bunların başında taş savaşı gelir. Ayrıca bu oyuna birtakım inançlar da bağlıdır ve bunlar yaşamaktadır. Mesela Kayseri de Daş Döğüşü adlı oyundan sonra kör kalanlar bile olurmuş ama bu yörenin inançlarına göre sapanla taş döğüşü yapılmazsa o yıl bolluk olmazmış. Taşın en uzağa atılmasına dayanan yarışmalı oyunlar da taş oyunlarının bir türüdür. Bir taşla başka taşa ya da hedefe nişan alınması türü de çok yaygın ve çeşitlemeleri boldur. Bu arada el, göz becerisine dayanan yaygın bir taş oyunu Beş Taş’tır. Stratejik oyunlar denilen Mangala, Üç Taş, Altı Taş gibi oyunlarla, gülle, bilye, boncuk, düğme, çekirdek, ceviz, fındık gibi nesnelerle yapılan çeşitli oyunlar da bu kümeye girmektedir.

6. Koşma-Kovalama-Kurtarma-Zor Kullanma Oyunları: Kümenin başlığından da anlaşılacağı gibi çocuk oyunlarının büyük bir çoğunluğunu oluşturan bu oyunlar çok daha iyi bilinen, kentlerdeki çocukların da oynadığı oyunlardır. Körebe ve çeşitlemeleri de buraya girer. Saklambaç türündeki oyunlar da doğal olarak bu kümeye girerlerse de bunların oranlama türünden oyunlar arasında yer alması daha uygundur.

7. Atlama-Sıçrama-Sekme Oyunları: Bu eylemleri içeren oyunlar da çok yaygın ve çeşitlidir. Atlama oyunlarının en önemli iki türü Birdirbir ve Uzun Eşek’tir. Kızların ip atlaması da buraya girer. Gene kızların seksek türünden oyunları da sekme eyleminden ötürü bu kümede yer almaktadır.

8. Saklama-Saklanma-Oranlama Oyunları: Bir kişinin, bir eylemin, bir nesnenin ya da bir fikrin saklanması ve bunun bulunmasına (ya da oranlamasına) dayanan oyunlar bu kümeye girer. Saklambaç türü oyunlar kişilerin saklanmasıdır. Nesnelerin saklanması ve oranlanıp bulunmasının en güzel örneği bundan önce ikinci kümeye alınan Yüzük Oyunları’dır. Bir eylemi kimin yaptığının bulunması başlı başına bir kümedir. Bu arada bir sözcüğün, bir adın, bir bilmecenin bulunmasına dayanan oyunlar da vardır. Bunların çoğu iki karşıt takım arasında oynanan oyunlardandır.

9. Dilsiz-Şaşırtma-Şaka Oyunları: Dilsiz oyunları, Anadolu dramatik oyunlarında da görülür. Burada eylem olumsuzdur, konuşmamak, gülmemek gibi. Ayrıca elebaşı ne yapıyorsa ötekilerin de bunun benzerini yapması gerekir. Şaşırtma oyunları da buna yakındır. Bu ikincisi özellikle eylem kadar sözün şaşırtmasına dayanır ve yanıltmaç türünden söz oyunlarına yer verilir. Şakalı oyunlar bir ya da birkaç kişiye şaka yapılarak onların zor duruma düşürülmesidir. Başka kümelerdeki oyunlardaki cezalar da bu türden sayılabilir.

10. Dramatik Nitelikte-Büyülük Törensel Oyunlar: Kimi çocuk oyunları dramatik niteliktedir. Bunların kimi, kişileştirme ve eylemin taklidine dayanır, belirli bir öngörüsü, kuralları vardır. Kiminde ise, gene bir kişileştirme ve bir eylemin taklidi bulunmakla birlikte bunların bir öngörüsü yoktur, oyuncular bunu doğmaca olarak oyun sırasında geliştirirler. Sözgelimi kız çocuklarının evcilik oynaması gibi. Büyülük oyunlar da papatya falı, Hıdırellez’de niyet çekilmesi türünden oyunlardır. Ateşten atlama, ya da düğünlerde büyüsel amaçlarla yapılan oyunlar büyülük ve törensel oyunlar olarak bu kümeye girerler.

Aslında Anadolu çocuk oyunları çok zengindir. Çocuklarımızı oyunsuz bırakmak, ya da onlara dışardan aktarılan yabancı oyunlar oynatmak yerine, kendi milli kültürümüzden kaynaklanan oyunları yaşatmalı, yaymalı ve öğretmeliyiz: “İnsan oynadıkça gerçekten insan olur.”                   * Prof. Dr. Metin And. Dil ve Tarih-Coğ. Fak. Öğretim Üyesi.

 

 

 

 

 

ZEKA VE STRATEJİ OYUNU: ÇELİK-ÇOMAK

Çelik çomak eski bir Türk oyunudur. Uygulamada yörelere göre küçük farklılıklar görülse de, özü itibariyle aynı esaslara dayanır.

Bir oyun şekline göre; bir metrelik kazık üzerine konan çeliğin bir sopayla uzaklaştırılması ve yere düşmeden rakip takım tarafından tutulması veya dokunulmasıyla el değiştiren bir oyundur. İki takım halinde oynanması, özellikle sayı saymayı ve hesap yapmayı da ihtiva eden, rekabete dayalı bir oyundur. Ayrıntılı kuralları vardır. Bu oyun Batı ülkelerindeki “kriket” oyununun bazı özelliklerini de üzerinde taşımaktadır.

Bir başka oyun şekline göre de; çelik çomak oyunu, iki taş üzerine 10 cm. büyüklüğünde ve yaklaşık 2 veya 3 cm. kalınlığında “çelik” adı verilen ağaç parçasının köprü şeklinde konularak ya da elle havaya atılarak diğer elde tutulan bir değnekle vurulması suretiyle oynanan bir çocuk oyunu çeşididir. Çelik havada iken yakalamak esastır. Çelik havada yakalanır ise onu çelen (vuran) kişi ölmüş sayılır. Ancak onun tekrar oyuna katılabilmesi için, diğer arkadaşının oyun esnasında ona can (oyunda oynama hakkı) vermesi lazımdır. Bu oyunda oyunu oynayan çeliği çelen tarafa “çelik çelen/oynayan” taraf, onu karşılayan tarafa “yelen taraf” adı verilmektedir.

Tarihi Türk çocuk oyunu çelik çomak hakkında Arslan Küçükyıldız * şu bilgileri veriyor: “Kullanamadığımız, kıymetini bilmediğimiz, değerlendiremediğimiz değerimizi, zenginliğimiz, dünya çapındaki değerimiz; hepimizin yakından bildiği Çelik Çomak Oyunu'dur. Hepimizin çok iyi bildiği, ama kullanmadığımız, dönüp bakmadığımız bir zenginlik! Kutadgu Bilig'den şöyle bir mısra var: "Bilgi, denizin dibinde bir inci gibi durur. Kişioğlu inciyi denizden çıkarmazsa, ha inci olmuş ha çakıl taşı!" Bildiğimiz bir çocuk oyunu çelik çomak. Ama onda ne büyük bir cevher olduğunu görmüyoruz. İngilizler, bizim Anadolu'da, mesela Bolu'da Hülü olarak bildiğimiz, oynadığımız Golf oyununu Hindistan'da görüp ülkelerine taşıdılar. Yine çevgen oyunumuzu Atlı Polo olarak ülkelerine götürdüler. Bu oyunlar için takımlar kurdular. Kurallarını belirlediler, oyunun özelliğine uygun kıyafetler buldular. Turnuvalar düzenlediler. Bizim değerlerimizi işleyip geliştirdiler. Elmasın topraktan çıkarılıp işlenmesi gibi bir şeydi bu.
Bizim bir değer atfetmediğimiz, çoluk çocuk oyunu olarak gördüğümüz çelik çomak da bu türden bir elmastır. Çelik çomak oyununun, Türkiye çapındaki ve Türk Dünyası'ndaki çok az farklı oynanışlarını ele alıp bir güzel inceledikten sonra kısa bir zamanda kurallarını belirleme imkanı vardır. Kuralları belirledikten sonra oyun mekânları bulmak, sahayı belirlemek gerekmektedir. Bu oyun için başlangıçta çok büyük ve çok şatafatlı sahalar gerekmiyor. İleride şüphesiz adına turnuvalar düzenlenen, ligler kurulan bir spor haline geldikten sonra, elbette özel sahalar yapılabilir. Bizim ilk önce düşüneceğimiz şey, oyuncu sayısı, temel kuralları, oyun için gerekli malzemeler olacaktır.
Kendisine ait dernekleri, basını, ligleri olan, önce Türkiye genelinde yerleşecek, sonra dünya çapında bir oyun haline getirilecek çelik çomak, ülke adına büyük bir kazanç olacaktır. İngilizlerin iki yüz yıl önce yaptıklarını biz niye yapamayalım; milli bir oyunumuzu, tüm insanlığa mal etmeyelim?

Çelik çomak oyunu öncelikle bir savaş oyunudur. İnsan dikkatini en üst noktaya çıkaran, fevkalade güzel bir oyundur. Çeviklik, cesaret, sürat… spor olarak ne isterseniz içindedir. Çocukluğumda 25-30 yaşlarındaki büyüklerin bu oyunu zevkle, hem de iddialı bir şekilde oynadıklarını biliyorum. Kaybedenlere verilen cezaları hatırladıkça katıla katıla gülerim. Bir defasında yenilenler, öteki takımı sırtında taşımış, bir yandan da merkep sesi çıkarmakla cezalandırılmışlardı. Bu oyunun çok az da olsa tanınmasıyla müthiş bir cazibe merkezi olacak bir spor koluna dönüşeceğinden hiç kuşkum yok. Herkesin yapabileceği, her yaşa uygun bir spor olduğu kesin. İlgi gösterilmesi halinde çok kısa bir zamanda kalkınacağı da şüphesizdir.

Aynı şekilde, batılıların gördükleri zaman akıllarının şaştığı gökbörü oyununun da dünya çapında müsabakaları yapılabilir. En azından Türk Devletleri arasında bu ve benzer milli sporlarımızın karşılaşmaları düzenlenebilir. Bu çalışma, dünyada spor turizmine yeni bir boyut getirecek bir çalışma olacaktır. Sonuçta devletimiz ve milletimiz için çok kârlı bir iştir. Yine, dünyada milyonların seyrettiği satranç müsabakalarını solda sıfır bırakacak bir oyunumuz var ki adı Dokuz Kumalak-Dokuz Korgool-Mangala’dır ve dünya şampiyonu satranççı Kasparov bile bu oyunun ustasına yenilmiştir. Bizde ne zenginlikler var ama haberimiz yok!”                                     * Arslan Küçükyıldız. Gazeteci-Yazar.

 

 

UYGUR TÜRKLERİ ARASINDA OYNANAN

“ÇAKPELEK” (ÇARK-I FELEK) OYUNU

 

 

köklü ve zengin bir folklor hazinesine sahip Uygur Türkleri arasında, çok sayıda halk eğlencesi türü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Alimcan İnayet*, bugüne kadar bunların 112’sinin kaydedildiğini söyler:

“2003 ve 2004 yıllarında iki cilt halinde yayımlanan (Sabircan Siyit; Uygur Oyunliri 1-Urumçi 2003 ve Uygur Oyunliri 2-Urumçi 2004) bu eğlence türlerinin bazıları (mesela ateş oyunu, tohum ekme merasimi, filiz bayramı) eski inanç ve ritüellerin izlerini taşımakta, bazıları (mesela kayıt oyunu) seyirlik oyunların özelliğini, bazıları ise tamamen spor niteliği taşımaktadır. Kitapta yer alan halk oyunlarından bazıları şunlardır:

Uruq sélis murasimi (tohum ekme merasimi), maysa bayrimi (filiz bayramı),

heytgahtiki sama usuli (idgah’taki sema dansı), qarliq oyuni (karlık oyunu), o_laq tartisis (oglak kapısma), at yor_ilitis oyuni (at kosturma oyunu), at üstide maharet körsitis oyuni (at üzerinde maharet gösterme oyunu), at beygisi (at yarısı), çevgen oyuni (çevgan oyunu), davazliq oyuni (ip üzerinde yürüme oyunu), çaqpelek oyuni (çark-ı felek oyunu), canbazliq oyuni (cambazlık oyunu), çomaq oyuni (çomak oyunu), ar_amça tartisis oyuni (ip çekisme oyunu), kaltek tartisis oyuni (sopa çekisme oyunu), é_irliq kötürüs (ağırlık kaldırma), top oyuni (top oyunu), tastermek (beş taş) oyuni (Bes tas oyunu), çélisis oyuni (güres oyunu), möküsmek oyuni (saklambaç oyunu), at üstide küç sinisis oyuni (at üzerinde güç deneme oyunu), oqya étis oyuni (yayla ok atma oyunu), buqa bilen élisis oyuni ( boga ile dövüsme oyunu), meydandin at çiqirivétis oyuni (meydandan at çıkarma oyunu), qus tutus oyuni (kus yakalama oyunu), qaçi_a ve bürküt sélis oyuni (atmaca ve kartal ile avlanma oyunu), bir put bilen taqlap yügürüs oyuni (tek ayakla zıplayarak kosma oyunu), mollaq étis oyuni (takla atma oyunu), sal_a étis oyuni (iple tas atma oyunu), leglek uçurtus oyuni, (uçurtma oyunu), bilo oyuni (bilye oyunu), osuq oyuni (asık kemigi oyunu), tepküç oyuni ( bakırdan madeni para deligine tavuk tüyü veya yün tıkılarak yapılan küçük bir topun ayaklarla yukarıya dogru tepilerek oynanan bir oyun), segünçek oyuni (salıncak oyunu), at yasap oynas

oyuni (at yapıp oynama oyunu), _il téyilis oyuni (paten kayma oyunu), çana oyuni (kızak oyunu), sal heydes oyuni (sal sürme oyunu).

 

Türk Dünyasının ortak oyunları

 

Bunların içinde aşık oyunu, beş taş oyunu, hayvan dövüştürme, güreş, at yarışı, saklambaç gibi tüm Türk dünyası için ortak pek çok oyun bulunmaktadır. Bu oyunlardan Çakpelek (çarkı felek) oyunu köklü geçmişi ve içerdiği inanç unsurlarıyla dikkatimizi çekmektedir. Bu oyun aynı zamanda “sakadı”, “sarğaydı”, “sarğaydı pişti”, “sağardı” adlarıyla da bilinir. Farsça kökenli “çakpelek”(çark-ı felek) adı oyunun fiziki çatısında yer alan tekerleğin dönmesi ve bununla ifade edilen simgesel anlam ile ilgilidir. Bu ad Uygur Türklerinin İslamiyet’i kabulünden sonra kullanılmış olmalıdır. “Çakpelek” (çark-ı felek) oyunu için kullanılan “sarardı”, “sarğaydı”, “sarğaydı pişti” adları ise daha çok halkın yakıştırması gibi görülmektedir. O zaman bu

oyunun asıl adı neydi?. Bu soruya cevap vermek şimdilik mümkün görülmüyor. Çünkü son dönemdeki araştırmalar bu oyunun binlerce yıllık geçmişi olduğunu göstermektedir. İsmail Doğan’ın “Mayalar ve Türklük” adlı kitabındaki Mayalara ait fotoğraflar arasında görülen resim dikkatle incelenirse, bunun Uygur Türkleri arasındaki “çakpelek” (çark-ı felek) oyunu ile hemen hemen aynı olduğu görülür.

Bu oyuna böyle bir adın verilmesini Uygur bilim adamları oyuna katılan kişilerin yüksekte uçma nedeniyle korkudan yüzlerinin sararmasına bağlamaktadırlar, ki şu an için bundan daha mantıklı bir açıklama görülmemektedir.

İpe tutunarak yükselmek ve dönmek her iki oyunda temel unsurdur. Bunun için kurulan mekanizma da hemen hemen aynıdır. Tek fark birinin üzerinde dörtgen teker, diğerinin üzerinde tekerleğin olması; birinde insanın baş aşağı, diğerinde baş yukarı sallanmasıdır. Mekanizmanın dönmesi, birinde yukarıdan sağlanırken, diğerinde aşağıdan sağlanmaktadır. Temel yapı aynıdır. Birbirinden çok uzak coğrafyalarda

görülen bu benzerliği yayılım teorisine göre açıklamak mümkündür: Asyalı kavimlerin

binlerce yıl önce Bering Boğazı’ndan Amerika’ya göç ettikleri bilinmektedir. İsmail

Doğan’ın Mayaların dilinden ak “taze”, aka’an “ırmak”, bik “bükmek”, bin “binmek,

ach“açmak, delmek”, ich “iç, iç taraf”, k’ün “gün”, kos/koş “kuş”, ok “ok”, siis/sis “sis”, tuy“tüy” gibi aynı ses, aynı şekil ve aynı anlamda 400’e yakın Türkçe kelime tespit etmiş olması da bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Bu durum “çakpelek” (çark-ı felek) oyununun binlerce yıl önce göçlerle Mayalara ulaştığını gösterir.

Yine İsmail Doğan’ın verdiği bilgiye göre, 1800’lerde Von Humboldt Amerika yerli

dillerinden derlediği 137 kelime kökünün Uygurca ile izah edilebileceğini belirtmiştir.

 

Eğlendirirken kuvvetlendirir

 

Çakpelek (çark-ı felek) oyunu insanları eğlendirmekle birlikte, Uygur bilim

adamlarının da belirttiği gibi, aynı zamanda insanın vücudun dayanıklılığını, hareket ve

denge kabiliyetini arttırır.

Bu oyunda dikkatimizi çeken asıl husus ise, oyunun taşıdığı inanç unsurlarıdır. Bize göre, bu oyun atalarımızın “gök Tanrı” inancını yansıtmaktadır. Orkun yazıtlarında “tengri” adıyla kaydedilen bu yüce varlık göktedir. Eski Türk kağanları kutlarını gökten almaktaydılar. Dağların, kayaların, ağaçların kutsallığı onların yeryüzünden

yüksek olmalarından, göğe, dolayısıyla Tanrı’ya yakın olmalarından kaynaklanıyordu

Ölülerin yüksek dağ başına gömülmesi, yüksek ağaçların üzerine bırakılması da böyle bir inanca dayanıyordu. İnsan ölünce, ruhunun kuş olarak uçtuğuna ve uçmağa gittigine inanılmıştı. Göğe yükselmek, dolayısıyla Tanrı’ya ulaşmak veya en azından O’na yakın olmak herkes için en büyük arzu olmuştur. Bu arzuyu Mevlana’da da görmekteyiz: Biz göklere doğru uçup ağmadayız / Çünkü bizim yaradılışımızın aslı, mayası arştır... Dolayısıyla atalarımız başlangıçta göge yükselme arzularını bugün “çakpelek” (çark-ı felek) diye oynanan bu eylemle gerçekleştirmek istemiş olmalılar. Anadolu sahasında “salıncak”, Uygur Türkleri arasında “güleñgüç” adıyla bilinen oyunların temelinde de bu anlayıs vardır. “Gülengüç” kelimesinin aslı büyük bir ihtimalle köklengüç (kök-le-n- güç) olup, kökle- “göğe yükseltmek”, köklen- “göğe yükselmek”, köklengüç veya bugünkü biçimiyle güleñgüç “göğe yükselten”, “göğe yükseltici” anlamına gelmektedir. Yine Uygur ve Özbek Türkleri arasında oynanan “darvazlık” oyunu da gök Tanrı inancını yansıtmaktadır. 5-10 metre yükseklikteki ip üzerinde dengeyi sağlayarak yürümekten ibaret bu oyun aslında şamanlık ayini olup, sonraki

tarihi süreçte halk eğlencesine, günümüzde ise bir spor türüne dönüşmüştür.

Çakpelek (çark-ı felek) oyunundaki tekerlek, güneşi simgelemektedir ki, bu da

atalarımızın gök Tanrı inancını yansıtmaktadır. Göktürk kağanlarının oturdukları çadırların kapılarının doğuya yönelik olduğu, eski Türklerin güneşi üç veya dokuz kez selamladıkları, güneşe kurban sundukları bilinmektedir. Çünkü güneş gök Tanrının tecellisiydi, dolayısıyla kutsaldı. Bu inanç zamanla zerdüştlük ve maniheizmdeki güneş inancıyla kaynaşmış, “gün tengri”, “ay tengri” söylemleri ortaya çıkmıştır.

Çakpelek (çark-ı felek) oyunundaki dönen tekerlek tüm evreni simgeler ki, evren de

tekerlek gibi dönmekte, dünya dönmektedir. Dönmek, yani devir Tanrının tüm evren için koyduğu temel yasadır. Her şey kendi etrafında döner, kendi etrafında dönmekle kalmaz, hep birlikte Tanrı etrafında döner. Bu yasa Mevlevi semalarında çok güzel bir şekilde temsil edilmektedir.

Çakpelek (çark-ı felek) oyununda “ilengüce” tutunan insanlar sanki kaderin ipine

tutunmuş gibidir. Bunlar devir yasasına bağlı olarak yükselip alçalmaktadır.

Anlaşıldığı gibi, çakpelek (çark-ı felek) oyunu hem eski Türklerin gök tanrı ve şamanlık

inancını, hem de İslam kaynaklı tasavvuf anlayışını yansıtmaktadır.

 

Sonuç itibariyle, halk eğlencelerinin önemli bir kısmı eski dini inanç ve ritüellerin

izlerini taşımaktadır ki, bu durum eski şamanlık ayinlerinin art zamanlı ve eşzamanlı kültürel gelişim süreci içerisinde inanç unsurlarından sıyrılıp işlevsel yönünden eğlence ve spor hâline dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla halk eğlencelerinin çok boyutlu olarak ele alınması, kültür katmanlarının tespit edilmesi, benzerlerinin karsılaştırılıp değişim ve dönüşüm sürecinin gözlenip açıklanması. folklor biliminin önemli görevlerinden biridir.”

* Prof. Dr. Alimcan İnayet. Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tuesday the 21st. Mustafa Aris
Template by QualityJoomlaTemplates