Mangala Çalıştayı düzenlendi

mangala altay 1

4 BİN YILLIK TÜRK ZEKA SPORU ÇALIŞTAYLA ELE ALINDI

Mangala Çalıştayı düzenlendi

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü, 4 bin yıllık bir geçmişe sahip Türk zeka sporlarının daha çok tanıtılması, özellikle gençlerin ve öğrencilerin bilgilendirilmesi için Türk Zeka Oyunları Çalıştayı düzenledi.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü, 4 bin yıllık bir geçmişe sahip Türk zeka sporlarının daha çok tanıtılması, özellikle gençlerin ve öğrencilerin bilgilendirilmesi için Türk Zeka Oyunları Çalıştayı düzenledi. Çalıştayda Avrasya Kültür ve Spor İş Birliği Derneği Başkanı Ahmet Tüzün de, “Avrasya Coğrafyasında Ortak Sporlar ve Zeka Oyunları” konulu bir konuşma yaptı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin İstanbul Şişli Bomonti’deki yerleşkesinde 2-3 Kasım 2011 tarihlerinde yapılan çalıştayın açılış konuşmasını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl yaptı. Taşağıl, Türk dünyası zeka oyunlarının çok köklü bir geçmişe ve kültüre sahip olduğunu belirterek, “Zamanla üniversitelerimizde ders olarak okutulmalıdır” dedi.
MSGSÜ Tarih Bölümü Doç. Dr. Abdulvahap Kara çalıştayda, Türk zeka ve strateji oyunu mangalanın tarihi gelişimi hakkında bilgi verdi. Kara, konuşmasında şunları söyledi: “Türk milletinin dünyanın en eski ve önemli kültürlerinden birinin sahibi olduğu bilinen bir gerçektir. Yeni araştırmalar, Türklerin strateji ve zeka oyunlarinda da söz sahibi olduğunu gün ışığına çıkarmaktadır. Bunun en somut örneği günümüzde pek az Türk ülkesinde yaşatılmakta olan Osmanlılarda "mangala" diye adlandırılan, Kazakistan'da “dokuz kumalak” denilen ve Anadolu'da “dokuz taş” diye bilinen oyundur. Bu oyun milletimizin hem en eski ve hem de yüksek bir kültürün mirasçısı olduğunu açıkça göstermektedir.
Fakat, ne yazık ki, pek çok değerimiz gibi, dört bin yıllık bir geçmişe sahip bir zeka ve strateji oyunumuzun da varlığından da son yillara kadar habersiz gibiydik. 4-5 yıl zarfında Türkiye'de yapılan çalışmalar sayesinde bu oyunu bilenlerin sayısı 200 bine ulaşmış ve geçtiğimiz son iki yılda Genclik ve Spor Bakanlığı tarafından iki kere Türkiye Gençler Mangala Şampiyonası yapılmıştır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü bu oyunun daha cok tanıtılması, özellikle gençlerin ve öğrencilerin vakıf olması için Türk Zeka Oyunları Çalıştayı düzenlemektedir” dedi.
Kazakistan Dokuz Kumalak (Mangala) Federasyonu Başkan Yardımcısı Maksat Şotayev de Kazakistan’da ve uluslararası yarışmalarda Dokuz Kumalak-Mangala Oyunu hakkında bilgiler verdi ve Türk dünyasının her yerinde bu oyunun oynandığını kaydetti.

mangala altay 3

 

mangala altay 2

Türk Zeka Sporları

Summary Report for: 27-3042.00 - http://www.bgfamilie.ch/?thematic-essay-global-regentss. Write technical materials, such as equipment manuals, appendices, or operating and maintenance Mangala oynayan 2genc

We are provide http://www.cghc.edu.ph/?thesis-ghostwriter writing any difficulty. Academi level writers and free plagiarism with 24/7 support. 4 BİN YILLIK TÜRK ZEKÂ SPORU:

MANGALA (DOKUZ KUMALAK - TOGUZ KORGOOL)

gujarati essay online http://www.ireadmed.com/?dissertation-writing-assistance-veteran-resume phd thesis ultrasonic studies persuasive essay prompts  

Write My Paper Online For Me affortable - Get key recommendations as to how to get the greatest research paper ever If you are striving to find out how to write Atalardan miras bir zekâ oyunu

go here - Writing Service: 100% Plagiarism-Free. Free Consultation. Online Essay Writers Serving 'Write my essay' requests 24/7. ? (888) 562-4662 Orta Asya’da Türk çobanları tarafından geliştirdiği kabul edilen mangalanın (dokuz kumalak-tokuz korgool) diğer oyunlardan farkı dağdaki çobandan 70 yaşındaki bilgine, saraydaki hanım sultandan altı yaşındaki çocuğa her yaştan ve kültürden insanın oynayabilmesi.

source url that will fulfill our your needs. Our company is here for you. We write unique essays of high-quality that meet all your requirements . Bir başka özelliği ise bu oyunun toprağa karşılıklı altı çukur açıldıktan sonra etraftan toplanacak küçük çakıllarla bile oynanabiliyor olması. Oyunun Kazakistan’daki adı da dokuz kumalak... Kumalak, keçi ve koyunların tezeklerine deniliyor. Kırgızistan’da ise tokuz korgool deniyor. Hareket ettirmek anlamına gelen mangalaya Anadolu’da farklı isimler verilmiş; kuyu ve güç oyunu ise en yaygın kullanılanları.

watch for Undergraduate, Master's and PhD degree at MastersThesisWriting.com. Buying custom dissertations written from scratch by PhD Mangalaya güç oyunu denmesinin sebebi ise zeka ve stratejiye dayalı bir oyun olması. Zaten Türkler oyunda kullanılan her bir taşa asker, çukurlara otağ adını vermiş. Orta Asya ülkelerinde bu oyun spor olarak kabul edildi ve federasyonları kuruldu.

money laundering master thesis Where To enter essays on the death penalty homework help net Taşları hazineye toplayan kazanıyor

Mangala tahtası karşılıklı altışar çukurdan oluşuyor. Oyuncuların kazandığı taşları koyması için iki tane de yanlara büyük çukur açılıyor. Buraya hazine deniyor. Oyun 48 taşla oynanıyor. Her çukura dört tane taş konuluyor. Taşlar hazineye toplanmaya çalışılıyor. İlk oyuncu istediği çukurdan dört adet taşı alıyor ve birini aldığı çukura bırakarak sağ tarafa doğru (saat yönünün tersine) dağıtmaya başlıyor. Başladığı çukura taş koymak, Türklerin baba ocağını terk etmeme geleneğinden geliyor. Oyuncunun elindeki son taş hazinesine denk gelirse oyuncu bir kez daha oynama hakkını elde ediyor. Oyuncunun elindeki son taş, rakip tarafın herhangi bir çukurundaki taşların sayısını çift yaparsa oyuncu, o çukurdaki tüm taşları alarak kendi hazinesine koyuyor. Çift yapma kuralı ise Türk inanç ve devlet sistemi tarihinde ikili anlayışı sembolize ediyor. Oyunculardan herhangi birinin sırasındaki taşlar bittiğinde oyun sona eriyor. Taş sayısı 25 ve daha fazla olanlar kazanıyor.

 

 

Bu bölümde; sadece masa başında oynanan Türk zekâ sporlarını olduğu gibi, ayrıca zekâ ve beden hareketlerinin birleştiği ortak spor oyunlarını da ele aldık.

 

Altaylar’dan Tuna’ya büyük Türk coğrafyasında, tarihten bugüne, özü birbirinin aynı zekâ ve strateji oyunları oynanagelmiştir. İsimleri bir yerde “dokuz kumalak”, bir yerde “toguz korgool”, bir yerde “mangala” olsa da, aslında birbirinden farkı yoktur. Türk milletinin dünyanın en köklü ve önemli kültürlerinden birinin sahibi olduğu bilinir. Bunu dil ve kültürel varlıklarımız ile tarihimizin derinliği açıkça ortaya koymaktadır. Türkler atlı sporlarda, ok atmada, güreşmede olduğu gibi, zekâ oyunlarında da engin bir geçmişe ve büyük bir maharete sahiptir. Türkistan’dan çıkıp tüm dünyaya yayılan zekâ oyunları, bir dönem için unutulmuş gibi görülse de artık yine günyüzüne çıkıyor ve tüm dünyada eski itibarını kazanıyor.

Yeni araştırmalar, Türkler’in strateji ve zekâ oyunlarında da söz sahibi olduğunu gün ışığına çıkarmaktadır. Bunun en somut örneği günümüzde pek az Türk ülkesinde yaşatılmakta olan "dokuz kumalak" veya "dokuz taş" oyunudur. Bu oyun milletimizin hem en eski ve hem de yüksek bir kültürün mirasçısı olduğunu açıkça göstermektedir. Fakat, ne yazık ki, pek çok değerimiz gibi, dört bin yıllık bir geçmişe sahip ve Kazak Türkleri arasında "togiz kumalak" yani dokuz kumalak adıyla yaşatılan bir zeka ve strateji oyunumuzun da varlığından pek çoğumuz habersiz bulunmaktayız.

Tavla ve satranç kadar yaygındı

Türklerin asırlar boyunca oynadığı ancak Türkiye’de 1970'lerden sonra unutulan mangala, özellikle Osmanlı'nın son dönemlerinde kahvehanelerde tavla ve satranç kadar yaygın olan bir oyundu. Mangalanın çağdaşı olduğu diğer oyunlardan farkı, dağdaki çobandan, 70 yaşındaki bilgine, İstanbul'da saraydaki hanım sultandan 6 yaşındaki çocuğa kadar her yaştan ve kültürden insanın oynayabilmesi.

Bir başka özelliği ise bu oyun için mekâna ve malzemeye bağımlı olunmaması. Toprağa karşılıklı 6 çukur açıldıktan sonra etraftan toplanacak küçük çakıllarla bile oynanabiliyor. Zaten öz Türkçede bu oyunun adı 9 kumalak. Kumalak, keçi ve koyunların tezeklerine deniliyor. Malum bu hayvanların tezekleri zeytin çekirdeğine benziyor ve bu oyun için iyi bir malzeme! Oyunun kumalakla (taş) oynanması sebebiyle Orta Asya'da Türk çobanları tarafından geliştirildiği kabul ediliyor.

Zekâ ve stratejiye dayalı

Osmanlı'da 9 kumalak, hareket ettirmek kökünden türemiş olan "mangala" adıyla biliniyor. Literatüre mangala olarak geçen oyuna Anadolu'da her yöre farklı bir isim vermiş; 9 taş, kuyu ve güç oyunu en yaygın kullanılanları. Mangalaya güç oyunu denmesinin sebebi zekâ ve stratejiye dayalı bir oyun olması. Basit bir malzemeyle oynanıyor ama askerî stratejiler geliştirmeyi sağlıyor. Zaten Türkler oyunda kullanılan her bir taşa asker, çukurlara otağ adını vermiş.

Türkiye'de halen mangalayı oynamayı bilen çok az insan var. Çoğu da yaşını başını almış. Geleneklerinden kopmamış köylerde basit şekilleri biliniyor. Fakat artık kahvehanelerde, evlerde, arkadaş toplantılarında oynanmıyor. Orta Asya'da ise 90'lardan sonra mangala yeniden hatırlanmış. Yaşlılar gençlere öğretmiş. Kazakistan'da 9 kumalak federasyonu kurulmuş. Turnuvalar düzenliyorlar. Türkistan (eski adı Yesi) şehrinde bulunan Ahmet Yesevi Üniversitesinde Dokuz Kumalak Kulübü faaliyet göstermektedir. Bu oyun çok eski bir Türk oyunu olarak bütün Türk boylarında yaşatılmaktadır.


DOKUZ KUMALAK

Tarihi araştırmalarda, bu oyunun Sakalar, Hunlar ve Göktürkler döneminde oynandığının kayıt altına alındığını ifade eden * Doç. Dr. Abdulvahap Kara, bu oyunun, konar göçer bozkır hayatını son yüzyıllara kadar devam ettiren Kazak Kırgız, Türkmen ve Altay gibi bazı Türk halkları arasında muhafaza edildiğine dikkat çeker:

“Oyuna adını veren "kumalak" Kazak Türkçesinde koyun veya keçinin zeytin gibi siyah ve yuvarlak dışkısına verilen addır. Nitekim, dokuz kumalak oyununu, genelde koyun ve keçi güden çobanlar oynamışlardır. Diğer taraftan Kazak Türkçesi'nde bezelye, bilye gibi "kumalaga" benzeyen fal veya oyun taşları da "kumalak" olarak adlandırılmaktadır. Buradan yola çıkarak "dokuz kumalak" oyununu "dokuz taş" oyunu olarak Türkiye Türkçesine aktarabiliriz. Fakat, bunu Anadolu'da yaygın olan ve pek çoğumuzun çocukluğumuzda oynadığımız iç içe üç dikdörtgen şekil üzerinde dokuz taşı üçlü bir sıraya getirmeye çalışarak oynadığımız "dokuz taş" oyunu ile karıştırmamalıyız. Çünkü bu iki oyun birbirine hic benzememektedir.
Güçlerin denendiği strateji oyunu

Dokuz kumalak oyunu için bir oyun tahtası ve 162 taş gereklidir. Oyun tahtasında iki sıra halinde dizilmiş 9'dan 18 çukur (göz veya oyuk da diyebiliriz) ve oyuncuların yuttukları (kazandıkları) taşları koymaları için iki hazine bulunmaktadır. Oyunun başlangıcında her çukurda dokuz kumalak / taş bulunur. İşte, oyunun dokuz kumalak veya dokuz taş ismi buradan gelmektedir. Oyunun kuralları basittir. Kura çekildikten sonra, ilk oynayan kendi tarafındaki herhangi bir oyuktaki dokuz taşı alır ve birini aldığı oyuğa bıraktıktan sonra, saat yönünün ters istikametinde her bir oyuğa birer taş bırakarak ilerler ve elindeki taşları bitirir. Son taş rakibin oyuğundaki taşların sayısını çift yaparsa, o oyuktaki tüm taşları alarak, yani yutarak kendi hazinesine koyar. Oyun böyle devam eder ve kim en fazla taşı alırsa oyunu kazanır. Bu oyunun Sivas'ta da oynandığı ve adına "güç oyunu" dendiği tespit edilmiştir. Buradan da anlaşıldığı gibi, bu güçlerin denendiği bir strateji oyunudur.
Mangala oyunlarına baktığımızda çoğunluğunun altışar göz veya oyuğu olan ve her bir oyukta 3 veya 4 taş ile oynanan oyunlar olduğunu görürüz. Yani bunlar en fazla 48 taş ile oynanan oyunlardır.
Mangala oyunları içinde en çok stratejik hamle yapma ihtimallerine sahip olanının, yani en gelişmişinin Türklere ait olduğunu söylersek abartmış olmayız. Bu sadece taş sayısının birkaç misli fazla olmasından değil, aynı zamanda oyun kurallarının cesitli ihtimal hesaplarına uygunluğu acısından da kaynaklanmaktadır. Diğer mankala türlerinde çukurlara taş bırakarak ilerlerken kendi hazinenize de bırakarak taş kazanırsınız. Ayrıca son taşınız kendi tarafınızdaki boş bir çukura gelirse, o çukurun tam karşısındaki rakibin çukurundaki tüm taşları yutarsınız. Oysa Türklerde, rakibin taşını almak için rakibin çukuruna gelen son taş, oradaki sayıyı çift yaptığı zaman kazanmaktasınız. Bu durum, hem oyuncunun ve hem de taş kaptırmamak isteyen rakibin ihtimal hesaplarını iyi yapmasını gerektirmektedir.

Türk inanç ve devlet sistemi

Kazakistan'da dokuz kumalak araştırmalarıyla tanınan Maksat Sotayev, dokuz kumalaktaki taş kazanmak için rakibin taşlarını çift yapma kuralını Türk inanç ve devlet sistemi ile mukayesesini yapmaktadır. Sotayev'e göre, dokuz kumalak oyunundaki yutulacak kumalaklar sayısının çift olması Türklerin geleneksel dünya görüşüne uygun düşmektedir. Eski Türkler göğü baba, yeri ana olarak kabul etmiştir veya Nuh Peygamberin gemisine canlı türlerinin çift çift alınması, hayatın devamına başlangıç olmuştur. Araştırmacı Karcavbay Sartkocaoğlu "iki esas" düşüncesi hakkında ilginç bir tespit yapmaktadır. İki esas düşüncesi eski Türklerin dünyayı anlama felsefesi olarak görülür. Eski Türklerin anlayışında dünya ata (baba) ve anadan ortaya çıkmıştır. Atanın gökteki yansıması güneş, ananın gökteki yansıması aydır. Ayrıca atanın yerdeki yansıması dağ ve ananın yerdeki yansıması ise sudur. Ayrıca Türkler "iki esas" fikrine göre, ülkelerini de yönetmişlerdir. Buna örnek olarak Türk devlet sistemindeki töles ve tardus (sol ve sağ), idarede yabgu ve şad sistemi v.b. gösterebiliriz. Sotayev, bu ikili esasa dokuz kumalaktaki "çift sayısı" meselesinin de eklenebileceğini söylemektedir.
Ayrıca oyunda hiçbir mangala türünde olmayan ve Kazakların "tuzdik" dedikleri, Türkiye Türkçesi’ne "kale alma" diye çevirebileceğimiz bir kural vardır. Bu kural, oyunda kazanma ihtimallerini çoğaltma ve kompleksleştirmektedir. Böylece satranca benzer bir şekilde her türlü ihtimali hesap etmeyi gerektiren bir oyun türü ortaya çıkmaktadır. Dokuz kumalak oyunun kurallarını inceleyen bazı yabancı mangala uzmanları, bu kale kuralının dâhiyane bir buluş olduğunu ifade etmekte ve oyunun stratejik seviyesini yükselttiğine işaret etmektedirler.
Dokuz kumalak ile diğer mankala türlerindeki bir diğer önemli fark oyunun muhtevasında yatmaktadır. Dokuz kumalakta Türklerin asker millet olmalarının yansımasını görmek mümkün olmaktadır. Diğer mangala türlerinde taşlar genelde "tohum" adını almakta ve taşları hareket ettirme ise "tohum saçma" olarak ifade edilmektedir. Bu da onların ziraatçi bir toplum olduklarını göstermektedir.
Oysa Türk mangalası olan dokuz kumalakta taşlar "asker" olarak görülmektedir ve bu da oyunun bir çiftçilik oyunu değil savaş oyunu olduğunu ortaya koymaktadır. Dokuz kumalakta en çok askeri toplayan kazanmış olmaktadır. Ayrıca Kazak dokuz kumalak terminolojisi de bunun bir savaş oyunu olduğunu ispatlamaktadır. Mesela, Kazak Türkçesinde oyun tahtasındaki her bir çukur "otav" yani otağ ve yutulan taşların konduğu hazine ise "orda" yani karargah olarak isimlendirilmektedir. Demek ki, çukurlar askeri bölüklerin bulunduğu otağlardır ve yutulan taşların konduğu hazineler de orduların toplandığı karargahlar, yani merkezlerdir.
Savaş stratejileri
Tarihte dokuz kumalak oyununu genelde Türk çobanları oynamışlardır. Hayvan güderken baş başa veren iki çoban toprağı kazarak oyun tahtası yapmışlar ve oyunun taşlarını da kumalaklardan temin etmişlerdir. Böylece, savaşçı bir millet olan Türklerin çobanları dokuz kumalak oynayarak savaş stratejileri geliştirerek huzur ve barış zamanlarını geçirmişlerdir. Bu durum, barış zamanlarında Türklerin sadece avlanarak silah kullanma becerilerini değil, aynı zamanda dokuz kumalak oynayarak savaş stratejilerini de devamlı geliştirdiklerini göstermektedirler. Bu da onları düşman karşısında her zaman yenilmez yapmıştır.
Baba ocağına sahip çıkma geleneği
Türk mangalasının bir diğer farkı, alınan taşların bir tanesinin kendi otağına, yani çukuruna bırakılmasıdır. Diğer mankala oyunlarında ise kendi çukuruna taş bırakma yoktur. Dokuz kumalakta kendi çukuruna bir taş bırakma kuralı, Türk sosyal hayatındaki baba ocağına sahip çıkma geleneğinin yansımasından başka bir şey değildir. Türklerde baba ocağı, yani baba evine özel bir önem verilip evin en küçük oğluna her zaman baba ocağı kalmakta, diğer evlatlar baba ocağından ayrılarak kendi evlerini kurmaktadırlar. Bunu daha da genişletirsek, dokuz kumalakta taşların bir tanesinin diğer çukurlara dağıtılmadan önce kendi çukuruna bırakılmasını vatanı sahipsiz bırakmama, ona sahip çıkma düşüncesinin bir tezahürü olduğunu ifade edebiliriz.
Netice olarak Türk mankala oyunu olan dokuz kumalakın, kendi türleri içindeki en gelişmiş oyun olduğunu söyleyebiliriz. Buna rağmen, dünyadaki mangala araştırmalarında dokuz kumalaka yer verilmediğini hayretle görmekteyiz. Mangala oyunları üzerine yazılmış yüzlerce kitap ve hazırlanmış binlerce internet sitesinde dokuz kumalak adı neredeyse hic geçmemektedir. Oysa, bazı Avrupa ve Amerika'daki oyuncak sanayinde mangala türlerinin çocuk oyunu olarak hazırlanıp satışa sunulduğu bile görülmektedir. Ayrıca diğer bazı mankala türlerinin bilgisayar oyunu olarak bazı internet sitelerinde rağbet de görmektedir.
Son yıllarda bazı Türk illerinde dokuz kumalak oyununu tanıtma ve yaygınlaştırma faaliyeti hız kazanmış bulunmaktadır. Özellikle Kazakistan'da Sovyet döneminde unutulmaya yüz tutan bu oyun, bağımsızlıktan sonra tekrar canlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu oyun hakkında araştırmalar yapılmakta, kitaplar yayınlanmaktadır. Bunun yanısıra turnuvalar ve yarışmalar düzenlenmektedir. Hatta birkaç sene önce Dokuz Kumalak Federasyonu kurularak bu tip yarışmalar bir düzene koyulmakta, uluslar arası turnuvalar düzenlenmekte ve tanıtım çalışmaları yapmaktadır. Dokuz kumalak oyunu Moğolistan'da okullara kadar girmiş bulunmakta ve yarışmalar yapılmaktadır. Çin, Karakalpakistan, Altay, Karaçay-Balkar ve Yakutiya'da gençler arasında rağbet görmektedir.
Türklerin dünya görüşünü yansıtan oyun
Sonuç olarak dokuz kumalak veya dokuz taş oyununun sadece bir strateji oyunu değil, aynı zamanda Türklerin dünya görüşünü yansıtan etnografik bir oyun olduğunu da söyleyebiliriz. Dünyada milletlerin kendi milli zekâ oyunlarının olması, milli alfabelerinin olması gibi önemli bir kültürel özelliktir. Ayrıca dokuz kumalağın mangala adı verilen kendi türleri içinde en gelişmişinin olması, Türklerin yüksek bir kültüre sahip olduklarının bir diğer göstergesi olmaktadır. Kültür hayatımız için bu derece önemli olan bu oyunun, diğer mankala türleri gibi, Türkiye'de ve dünyada tanıtılması ve yaygınlaştırılması başta Kültür Bakanlığımız ve Spor Akademilerimiz olmak üzere tüm Türk zekâ oyunlarını araştırma ve geliştirme ile uğraşan kurumlarımızın olduğu kadar, aydınlarımıza da düşen bir milli görev olmalıdır.

 

Dokuz Kumalak/Taş Oyununun Temel Kuralları

Dokuz kumalak/taş oyunu özel olarak hazırlanmış oyun tahtasında iki kişi arasında oynanır. Oyun tahtası 18 çukur veya göz(1), 162 taş(2) ve yutulan taşları koymak için iki hazineden(3) ibarettir. Yani, her iki oyuncu 9 çukur, 81 taş, bir hazine olmak üzere oyun tahtasını paylaşır. Oyun tahtasının genel yapısı aşağıda verilmiştir:

 

I. oyuncunun tarafı

9

9

9

9

9

9

9

9

9

Hazine 1 (II. Oyuncunun aldığı taşları koyması için)

Hazine 2 (I. Oyuncunun aldığı taşları koyması için)

9

9

9

9

9

9

9

9

9

II. oyuncunun tarafı

Oyunun Amacı ve Özellikleri

1. Dokuz taş oyunun amacı, zihin gücüyle türlü yöntemler kullanarak ve düşünme kabiliyetinden yararlanılarak 8 taş kazanmaktır.

2. Eğer her iki taraf 81 taş toplarsa, oyun berabere olur.

Oyuna Başlama ve Hamle Yapma Özellikleri

1. Hamle, oyuncular tarafından sırayla gerçekleştirilir. Oyuna kimin önce başlamasını belirlemek için kura çekilir veya oyuncular kendi aralarında anlaşırlar.

2. Hamle yapmak için herhangi bir çukurdaki taşları alarak, bir taşı yerinde bırakarak, soldan sağa doğru teker teker her çukura bir taş bırakarak bitiririz. Eğer son taşın konduğu çukurda tek sayılı taş varsa, bu taşla çift sayı olur (yani 4, 6, 8, 12), o zaman bu çukurdaki taşların hepsi kazanılır ve kendi hazinemize yerleştirilir. Eğer son taş karşı tarafın çift sayılı çukuruna denk gelip, tek sayı yaparsa ( yani 5, 7, 9 ...) veya kendi tarafımızdaki çukurlardan birine denk gelirse, o zaman taş kazanılmaz.

Mesela:

9

8

7

6

5

4

3

2

1

9

9

9

6

10

10

10

10

10

Oyuna başlayanın hazinesine 10 taş konur.

 

9

9

9

9

9

9

1

10

10

1

2

3

4

5

6

7

8

9

Yukarıda gösterilen oyun tahtasında, ilk oyuna başlayan 7 nolu çukurdaki 9 taşını birini yerinde bırakıp kalan 8 taşını dağıtırsa, son bilyesi karşı tarafın 6 nolu çukuruna düşer ve bu çukurda 10 adade uluşan çift sayılı taşları kazanır ve hazinesine koyar. Kazanılan bilyelerin kolayca yerleştirilebilmesi için oyuncuların hazineleri rakiplerinin tarafındadır.

3. Eğer çukurda tek taş varsa, kendi çukuruna taş bırakmadan, komşu çukura konur, böylece kendi çukuru boş kalır.

4. Taşlar yürütülürken hiçbir zaman çukur atlanmaz, sırayla her çukura bir taş bırakmak zorunludur. Ayrıca, bir çukurdaki taşların sadece bir kısmını alarak oyun oynanmaz. Tüm taşlar alınmalıdır.

Kale(4) Alma Kuralları

Dokuz taş oyununda “kale” alma kuralı vardır.

Kale almak için hamle yapıldığında son taş, karşı tarafın iki bilyesi bulunan çukuruna düşerek onu üç yapmalıdır. Böylece hem bu üç taş kazanılır ve oyuncunun hazinesine konur, hem bu çukur oyuncunun kalesi olmuş sayılır.

Mesela:

9

8

7

6

5

4

3

2

1

-

10

10

1

11

11

11

11

11

Birinci oyuncunun hazinesi-12

İkinci oyuncunun hazinesi-0

10

10

10

10

10

10

2

11

1

1

2

3

4

5

6

7

8

9

Yukarıdaki tabloda ikinci oyuncu 7 nolu çukurdaki 10 taşını dağıtarak, son taşını rakibinin 7 nolu çukurundaki 2 taşının üzerine düşürerek,  çukurdaki taş sayısını 3 yapar ve kazanır. Aynı zamanda bu çukuru “kale” olarak ilân eder. Tablonun yeni hali şu şekildedir:

9

8

7

6

5

4

3

2

1

1

11

1

1

11

11

11

11

11

Birinci oyuncunun hazinesi-12

İkinci oyuncunun hazinesi-3

11

11

11

11

11

11

X

11

1

1

2

3

4

5

6

7

8

9

1. Bu çukuru diğer çukurlardan ayırt etmek için ona özel bir taş konur (Yukarıdaki tabloda “X” işaretli yer kale oluyor). Kalenin özelliği içine düşen taşı sahibine kazandırmasıdır. İster kale sahibi olsun, isterse rakip oyuncu olsun taşları teker dağıtarak ilerlediğinde doğal olarak kale üzerinden geçerken bir taş bırakır. İşte bu taş otomatik olarak kale sahibinin kazandığı taş olur ve hazinesine konur.

2. “Kale” oyun esnasında sadece bir kere alınır.

3. “Kale” 9 nolu çukurdan alınmaz.

4. “Kale” aynı nolu çukurlardan alınmaz. Mesela, bir oyuncu 5 nolu çukurdan kale almışsa, rakip oyuncu 5 nolu çukurdan kale alamaz.

Oyunun Bitimi

1. Oyunculardan birinin 82 taşı elde etmesiyle oyun biter. 82 taş toplayan kazanır.

2. Oyunculardan birinin çukurlarında oynayacak taşı kalmaması durumunda, rakip oyuncu herhangi bir taşıyla bir hamle yapar ve oyun biter. Rakip oyuncunun kendi çukurlarındaki tüm taşlar onun kazanmış taşları sayılır. Hazinelerde kimin en çok taşı varsa, o oyunu kazanır.

Dipnotlar:

(1) Kazak Türkçesinde bu çukurlara otav, yani otağ adı verilmektedir.

(2) Kazak Türkçesinde taş yerine “kumalak” kelimesi kullanılır.

(3) Kazak Türkçesinde “orda”, yani karagah, merkez denmektedir.

     (4) Kazak Türkçesinde “tuzdık alma” denmektedir.”

* Doç. Dr. Abdulvahap Kara. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Öğretim Üyesi.

MANGALA

Türk Zekâ oyunlarının hakanı sayılabilecek bir oyun olan Mangala oyunu. Bu oyun, Türkiye ve Türkistan'da çok değişik adlarla bilindiği gibi, günümüzde dünyanın da yakından bildiği bir oyun. Ancak, Türkiye'de neredeyse unutulmuş durumda. Daha düne kadar babalarımızın oynadığı bu oyunu, biz birçok zenginliğimizde olduğu gibi bir kenara bırakmışız. Ortaya çıkarılıp yeniden yaygınlaştırılması gerekli bir milli kültür unsurumuz. Oyunun Türkiye'deki bazı adlar Kale, Mangala, Mella Gayası, Mere köçtü, Amen, Dokuztaş. * Prof. Dr. Metin And.  bu konuda şunları söyler:

“Doğu oyunları üzerine 17. yüzyılda bir kitap yazmış olan Profesör Thomas Hyde’ın 1694 tarihli De Ludis Orientalibus yapıtının Türk oyunlarını tanıttığı bölümde Mangala oyununa da yer vermiştir. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde değişik adlar altında oynanan oyunun kimi yerlerde gene Mangala adıyla oynandığını biliyoruz. Mesela, Gaziantep’teki oyunların adları verilirken bu arada Mangala oyununun adına da rastlıyoruz. Dilimizde kökeni bilinmeyen ve en küçük asker birliği anlamına gelen manga sözcüğünde askerlerin sıralanışı ve bu en küçük birimin genellikle 14 kişi olması bakımından mangala oyununa uyduğu gibi mangal sözcüğü de bu oyundaki taşların konduğu çukurlara çağrışım yapmaktadır. Oyun, özellikle çocuklar bakımından onun çeşitli yetilerini ve becerilerini geliştirecek niteliktedir. Bir zekâ savaşımıdır. Oyun Ilgın’da Meneli Taş adıyla oynanmaktadır. Kapatılan mene’lere Kadı denilmektedir. Muğla / Ula’da Evcik, Karadeniz bölgesinde de “Kuyu” adıyla oynanır, beşer çukurla (-ev) oynanır; çukurun boşalmasına kör olma denilir. Oyun yirmi beşer taşla oynanır. Mangala Azerbaycan’da Mereköçdü adıyla oynanır. Oyunun tanımı Azeri ağzıyla şöyledir: Bu oyunu iki veya dört uşag oynayır. Daire şeklinde her uşağa üç mere (çala) düzeldirler. Here 21 balaca daş götürür, daşları iki iki saymağla mere mere paylayıb yığır. Say aşağıdaki kimidir:-Dana, dana, gır dana, iki öküz, bir dana. Her mereye yeddi daş yığırlar. Gürre atıb oyuna başlayırlar. Gürre düşen uşag, daşlardan merenin içinde birini sahlayır, galanlarını merelere paylayır. Adamın sayına göre daş udmag olar. Migabil terefin merelerinde bir veya üç daş varsa, paylaşan adamın daşı da bir veya üç daşlı merelerde gurtarır, demeli, daşlar cütleşirse o, hemin daşları udmuş olur. İlk udmuş daşa mertik deyirler. Hansı uşag başga bir uşagdan yeddi veya çoh daş udsa, daşlar onun olur, o birinin meresi ve daşları azalır. Bele bele her kesin bütün mereleri boşaldıgda o, sıradan çıhır.” * Prof. Dr. Metin And. Dil ve Tarih-Coğ. Fak. Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi.

 

TÜRK GİBİ DÜŞÜNDÜREN STRATEJİK OYUN

Mangala tahtasında karşılıklı 6'şar çukur var. Oyuncuların kazandığı taşları koyması için iki tane de yanlara büyük çukur açılıyor. Buraya hazine deniyor. Oyun 48 taş ile oynanıyor. Her çukura 4 tane taş konuluyor. Bunlar hazineye toplanmaya çalışılıyor. İlk oyuncu istediği çukurdan 4 adet taşı alıyor ve birini aldığı çukura bırakarak sağ tarafa doğru (saat yönünün tersine) dağıtmaya başlıyor. Başladığı çukura taş koymak, Türklerin baba ocağını terk etmeme geleneğinden geliyor. Oyuncunun elindeki son taş hazinesine denk gelirse oyuncu bir kez daha oynama hakkını elde ediyor. Oyuncunun elindeki son taş, rakip tarafın herhangi bir çukurundaki taşların sayısını çift yaparsa oyuncu o çukurdaki tüm taşları alarak kendi hazinesine koyar. Çift yapma kuralı, Türk inanç ve devlet sistemi tarihinde ikili anlayışı sembolize ediyor. Oyunculardan herhangi birinin sırasındaki taşlar bittiğinde oyun sona eriyor. Oyun bittiğinde hazinesindeki taş sayısı 25 ve daha fazla olanlar kazanıyor. Mangala 5 set olarak oynanıyor.

Sakalar, Hunlar ve Göktürkler

 

Bu oyun sayesinde gençlerimizin sosyalleşmelerine farklı bir açıdan katı sağlanacağı gibi bu vesileyle kaybolmaya yüz tutmuş bir değerimizin yaşatılması ve dünyaya yayılmış bulunan diğer Türk halkları ile de yeni bir iletişim kanalı geliştirip Türkiye’nin kültürel rolünün de pekişmiş olması mümkündür.

Mangala Türk zekâ ve strateji oyunu ile ilgili tarihi araştırmalar oyunun Sakalar, Hunlar ve Göktürkler dönemlerinde oynandığını göstermektedir. Günümüzde pek çok Türk halkında unutulan bu oyun, konargöçer bozkır hayatını son yüzyıllara kadar devam ettiren Kazak, Kırgız, Türkmen ve Altay gibi bazı Türk halkları arasında günümüze kadar gelmiştir.

Türkler yerleşik hayata geçip şehirlerde yaşamaya başladıktan sonra da bu oyunu oynamaya devam etmişlerdir. Nitekim Karahanlılar, Selçuklular ve nihayet Osmanlıların da Mangala adıyla oyunu devam ettirdiğini görüyoruz. Bunu 16. yüzyıla ait Osmanlı minyatürlerinden de izlemek mümkündür.

Mangala’nın Türklerin dünya görüşünü yansıtan etnografik bir oyun olduğu da göz ardı edilmemelidir. Dünyada milletlerin kendi milli zekâ oyunlarının olması, milli alfabelerinin olması kadar önemli bir kültürel özelliktir. Mangala, bir şans oyunu değildir. Oyunda yalnızca taktik ve öngörü önemlidir. Oyunun bütün gidişatını tek bir hamlede değiştirebilirsiniz.

Mangala’ya benzer oyunlar Türk dünyasında Tokuz korgool, Eson korgol, Dokuz kumalak, Kale, Altıev, Meneli Taş, Evcik, Mereköçtü isimleriyle yüzlerce yıl oynanmıştır. Tüm bu oyunlar genel olarak “hareket ettirmek” kökünden türemiş olan “mankala” adıyla anılmaktadır.

Tohum ve Asker

Ancak Mangala’yı diğerlerinden ayıran kimi özellikler vardır. Diğer mankala türlerinde taşlar genelde “tohum” adını almakta, taşları hareket ettirme ise “tohum saçma” olarak ifade edilmektedir. Bu da o kültürlerin ziraatçı bir toplum olduklarını göstermektedir. Oysa Türk Mangala’sında taşlar “asker” olarak görülmektedir; Bu da oyunun bir çiftçilik oyunu değil, savaş oyunu olduğunu ortaya koymaktadır.

Türk Mangala’sının bir diğer farkı ise alınan taşların bir tanesinin kendi otağına, yani çukuruna bırakılmasıdır. Türk dünyası dışında oynanan oyunlarında kendi çukuruna taş bırakma olayı yoktur. Mangala’da kendi çukuruna bir taş bırakma kuralı, Türk sosyal hayatındaki baba ocağına sahip çıkma geleneğinin bir tezahürüdür. Taş kazanmak için rakibin taşlarını çift yapma kuralı ise Türk inanç ve devlet sistemi tarihindeki ikili anlayışı sembolize etmekte ve Türklerin geleneksel dünya görüşüne uygun düşmektedir. Eski Türklerin göğü baba, yeri ana olarak kabul etmesini; Türk devlet sistemindeki töles-sol ve tardus-sağ ile idare yapıdaki yabgu ve şad sistemi gibi çiftleri bu duruma örnek gösterebiliriz.

Diğer yandan Mangala tarih boyunca hiç bir şekilde kumar amaçlı olarak para karşılığında oynanmamıştır. Ülkemize gelen yabancı seyyahlar Türklerin bu oyunu parayla oynamadığından, saatlerce hiç tartışmadan zevkle bu oyunu oynadıklarından seyahatnamelerinde bahsetmişlerdir. 1610 yılında İngiliz Seyyah George Sandys “Mangala gerek zenginler gerek fakirler tarafından parayla oynanması tercih edilen oyunlardan değildi. Bu sebeple aralarında tartışma da çıkmazdı” demektedir. Konuyla ilgili Sayın Gülgün Üçel’in, Avrupalı seyyahların gözünden Osmanlı Dünyası ve İnsanları (1530-1699), adlı eserinden faydalanılabilir.

Yeniden doğuyor

Geleneksel bir Türk zekâ oyunu olan Mangala günümüzde, ne yazık ki unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Oysa en eski Türk oyunu olarak adlandırabileceğimiz Mangala için çeşitli Türk Cumhuriyetlerinde turnuvalar düzenlenmektedir.

Araştırmacı Philip Townshend’e göre bir toplumda, insanlarda en çok beğenilen ve örnek alınan niteliklerden şu yedisi Mangala oyunuyla ilgilidir:

1- Kurnazlık: Oyunun stratejisini planlamak ve oyun kurallarını   kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek.

2- Uyanıklık: Karşısındakinin kurnazlığına karşı savunma ve önlem.

3- Önceden görme: Hazırladığı oyun manevrasına karşı rakibinin tepkisini kestirebilme yeteneği.

4- Esneklik: Beklenmedik durumlarda hemen tepki gösterebilme yeteneği.

5- Direnme: Tüm şaşırtmalara karşın, kendi planını sonuna dek sürdürebilme yeteneği.

6- Sağgörü: Oyunda rakibinden plan ve gücünü gizleyebilme yeteneği.

7- Bellek: Hasmının sağgörüsüne karşın, onun durumunu ve gücünü ne denli saklarsa saklasın kestirebilme yeteneği.

Herkesin oyunu

Mangala’nın çağdaşı olduğu diğer oyunlardan farkı , dağdaki çobandan, 70 yaşındaki bilgine, İstanbul’da saraydaki hanım sultandan 6 yaşındaki çocuğa kadar her yaştan ve kültürden insanın oynayabilmesidir.

 

Mangala oyun kuralları:

Madde 1: Mangala oyununun doğası ve amaçları
1.1 Mangala oyunu; dikdörtgen şeklindeki Mangala tahtası, 48 taş ve 2 oyuncu ile oynanır. Oyuna kurayla başlanır.

1.2 Her oyuncunun amacı hazinesinde en az 25 taş toplamaktır. Bunu yapabilen oyuncu, oyunu kazanmış olur.

Madde 2: Mangala tahtasında taşların ilk durumları
2.1 Mangala tahtası 12 adet çukur ve oyuncuların kazandıkları taşları koymaları için 2 adet hazineden oluşur. Oyun tahtası iki oyuncunun arasında duracak şekilde konumlandırılır. Oyuncuların tarafındaki 6'şar çukur ve her oyuncunun sağ tarafındaki hazine, o oyuncuya aittir.
2.2 Her oyuncunun 24 adet taşı vardır. Taşlar çukurlara 4'er adet olmak üzere dağıtılır.

Madde 3: Taşların hareketleri
3.1 Kurayla oyuna başlayan ilk oyuncu kendi tarafındaki çukurlardan herhangi birinde bulunan 4 adet taşı alır ve taşların birini aldığı çukura bırakır. Geri kalan taşları, başladığı çukurun sağ tarafına doğru(saat yönünün tersine) her bir çukura birer tane bırakmak suretiyle ilerler ve elindeki taşları bitirir.
3.2 Oyuncular ellerindeki taşları dağıtırken sadece kendi hazinelerine taş bırakabilirler, rakip tarafın hazinesine taş bırakamazlar.
3.3 Oyuncunun elindeki son taş hazinesine denk gelirse, oyuncu bir kez daha oynama hakkını elde etmiş olur.
3.4 Oyuncular, ellerindeki taşları kendi sıralarındaki çukurlar ve hazineden sonra (hala ellerinde taş kalmış ise) rakip tarafın sırasındaki çukurlara da dağıtmaya devam eder.
3.5 Oyuncunun elindeki son taş, rakip tarafın herhangi bir çukurundaki taşların sayısını çift (2, 4, 6, 8…) yaparsa, oyuncu o çukurdaki tüm taşları alarak kendi hazinesine koyar. Hamle sırası karşı tarafa geçer.

3.6 Oyuncunun elindeki son taş, kendi sırasındaki boş bir çukura gelirse oyuncu hem bu taşı, hem de o çukurun karşısındaki rakibinin çukurundaki bütün taşları kazanır ve kendi hazinesine koyar. Hamle sırası karşı tarafa geçer.

 

Madde 4: Alternatif oyun kuralı (Kale Kuralı) Mangala’nın Kazak ve Kırgız oyun şekli…
4.1 Oyuncunun elindeki son taş rakip taraf çukurlarından birindeki taşların sayısını 3 yaparsa, o çukur oyuncu tarafından ele geçirilmiş olur ve oyuncu ileride buraya koyulacak tüm taşların sahibi olur. Taşlar oyuncunun hazinesine koyulur. 6 numaralı kuyuya kale kurulmaz. Kale kuralının uygulandığı oyunlarda hazinelere taş bırakma kuralı ortadan kalkar. Kaleyi belirlemek için kırmızı taşlar kullanılır.

Madde 5: Oyunun Bitişi
5.1 Oyunculardan herhangi birinin sırasındaki taşlar bittiğinde oyun sona ermiş sayılır.
5.2 Oyunculardan birinin sırasında taş kaldı ise, o taşlar karşı tarafın hazinesine koyulur.
5.3 Oyunun bitimiyle oyuncuların hazinelerindeki taşlar sayılır ve hazinedeki taş sayısı 25 ya da daha fazla olan oyuncu oyunu kazanmış olur. Yeni oyunu bir önceki oyunun galibi başlatır.
5.4 Her iki oyuncunun da hazinelerinde 24'er taş olması durumunda oyun berabere bitmiş sayılır. Bu durumda bir önceki oyunun galibi, yeni oyunu başlatır.

Madde 6: Oyun setleri ve puanlama
6.1 Mangala oyunu 5 set olarak oynanır.
6.2 Oyunu kazanan oyuncu bir (1) puan, kaybeden sıfır (0) puan ve berabere bitiren oyuncu yarım puan (0,5) alır.

 

Türkiye’de mangala oyunundan bahsedilen yayınlanmış eserler:

 

1. ATASOY Nurhan, SURNAME-İ HÜMAYUN, Koçbank, İstanbul, 1997, s.120
2. DESMET Helene - GEORGEON Gregoire Francois, DOĞUDA KAHVE VE KAHVEHANELER, YKY, İstanbul, 1999, s.117
3. HATTOX Ralph S., KAHVE VE KAHVEHANE,Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999, s.91
4. HEISE Ulla, KAHVE VE KAHVEHANE, 16. yy Kahvehane Minyatürü, Dost Kitabevi, Ankara, 2001,s.34
5. ÜNVER Süheyl, TÜRK ETNOĞRAFYA DERGİSİ -Türkiye’de Kahve ve Kahvehaneler, İstanbul, 1963,
6. D’OHSSON Ignatius Mouradgea, 18.YY. TÜRKİYESİNDE ÖRF VE ADETLER, Kervan Kitapçılık, Tercüman 1001 Temel Eser, s.236
7. AND Metin, OYUN VE BÜGÜ, YKY, İstanbul, 2007, s.342–351
8. ÜÇEL Gülgün, AVRUPALI SEYYAHLARIN GÖZÜNDEN OSMANLI DÜNYASI VE İNSANLARI (1530-1699), İletişim Yayınları, İstanbul, 2003, s.168
9.GALLAND Antoine, İSTANBUL’A AİT GÜNLÜK HATIRALAR (1672)- (Çeviri: N.S. Örik-Ankara, 1949, s.34)
10. BOBOVİUS Albertus ya da Santuri Ali Ufku Bey’in Anıları-TOPKAPI SARAYI’NDA YAŞAM-(Çeviri:Ali Berktay), Kitap Yayınevi, İstanbul, 2002, s.108
11.ARDA ıtır, SEYRAN Deniz, HER GÜNE BİR OYUN-YKY-İstanbul,2008-s.235,236
12.SHOTAY Maksat-LAWS OF TOGYZKUMALAK GAME HANDBOOK-Astana 2006-s.92,93
13. Doç. Dr. Abdulvahap KARA- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ü. Öğretim üyesi - “DÖRT BİN YILLIK ZEKA VE STRATEJİ OYUNU DOKUZ KUMALAK (DOKUZ TAŞ)”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Eylül 2007.
14.TOKUZ Gonca, “20.YÜZYILDA GAZİANTEP’ TE EĞLENCE HAYATI”, Gaziantep Üniversitesi Vakfı Yayını, Gaziantep, 2004, s.77-80
15.SEYİTHANOĞLU Mahmut, MARAŞ AĞZIYLA KÖROĞLU, Ukde Kitaplığı, Kahramanmaraş,2008,s.71-72
16.YAŞAR Ahmet, OSMANLI KAHVEHANELERİ MEKAN, SOSYALLEŞME,İKTİDAR, Uğur Kömeçoğlu, Kitap Yayınevi, İstanbul, Ekim 2009, s.56

17.Prof.Dr.Tuncer GÜLENSOY, MANAS DESTANI, Akçağ Yayınları, 2002 (Dokuz Korgool)

18. Prof. Dr. Metin AND, ÇOCUK OYUNLARININ KÜLTÜRÜMÜZDEKİ YERİ VE ÖNEMİ, Ulusal Kültür Dergisi 1979/4

 

TOKUZ (TOGUZ) KORGOOL

Togiz Kumalak, Toguz Korgool, Dokuz Taş diye adlandırılan Türk zeka ve strateji oyunudur. Tahtadan yapılmış ve üzerinde çukurlar (evler) bulunan bir oyun tahtasıdır. Toplam ev sayısı 18'dir. Her oyuncu için karşılıklı 9'ar tane taş konur. Maksat; evlerde bulunan taşları korumakır. Taşlara "korgool" adı verilir. Bu taşlar dışında her oyuncu için farklı renklerde birer taş daha bulunur. Bu taşlar daha sonra evleri kazanmak için kullanılır. Oyunun maksadı; en fazla taşı kazanabilmektir. her oyuncu kendi evinden bir taş alıp o evden itibaren sağ tarafa doğru ilerler. Konan son taş (korgool) rakibin evlerinden birine girerse ve o evde çift sayıda korgool varsa, o evdeki korgollar oyuncu lehine puan olarak yazılır. Oyun sonunda da en çok korgool (taş) kazanan, puan toplayan kişi oyunu kazanmış olur.

MANAS DESTANI’NDA DOKUZ (TOKUZ) KORGOOL OYUNU

Bu oyunun Türklerin en eski oyunlarından biri olduğunu Manas Destanı belgelemektedir:

…O zaman Manas şöyle dedi:
"Bahadırlar beş aydan beri yeraltı yağı, karın yağı, sucuk yiyip, şarap ve kımız için eğlenip yattınız. Kılıcınız paslandı! Tazınızı yağ bastı. At semirip doldu, atlanacak zaman oldu. İyisi ava çıkalım! Tadını çıkaralım!".
Bugün Manas'ın yiğitleri yağma için hazır bulunan seçkin tulpar (at) larını esirgeyip, ziyafetlerde bindikleri toburçak koşu atlarına bindiler, bazıları kazan aşı özledik diye atlanıp düşman yerine av, gece yerine tan arayıp çıktılar.
Manas iki gün ara vererek doyasıya eğlendi, pek çok geyik avlattı. Bu yetmiyormuş gibi doğuya doğru yürüye yürüye on beş gün yol gittiler.
Bahadır Manas yüksek dağlarla çevrili, sarı deredeki ufak tepelere, ördek ve kazlara, at ayağı değmemiş otlara, akaduran pınarlara, hayvanları bol olan Talas'a merak salıp, buraları tam karargah kurulacak yer imiş diye çok beğendi. Ceylanı koyun sürüsü gibi fazla olan geniş havzaya karargah kurup toguz korgool toptaş, aşık oynatıp altı gün eğlendi.
Yiğitlerin hepsi çılgınca eğlenirken Er Manas rahat uyuyamadı, gönlü eminlik bulmadı, bir gök çadıra giriyor, bir dağa çıkıyordu, kalbi çarpıp, yer bakmaya giden yiğitlerini gözetliyordu...

Akbalta'nın rehberlik ettiği kabile reisleri, bilgiçler cenazenin çıktığı evlere girip taziyelerini bildirip çıktılar.
Cakıp Bay cömert davrandı. Para vererek kurtardığı atlarından dört yüzünü Mançulardan babası ölen yetimlere ve cenaze çıkan evlere bölüştürüp verdi.
O yerde babası ölen Macik, Mançu Kalmuklarının beyi seçilerek babasının yerini aldı.
Düşmana karşı beraber savaşan, bayrağı beraber tutan halkları Cakıp, avuluna getirip ağırladı, bir gece misafir ettikten sonra ertesi gün, âdete göre at hediye etti, üzerlerine güzel elbise giydirdi, "Yeni akraba bulduk, yetmiş aile idik, yedi yüz aile olduk, gerisini Tanrıdan dileyeyim" dedi.
Cakıp'ın avulu kısa sürede şehre dönüştü. Mançu Kalmukları toprakla uğraşırdı. Çadırlara alışamadılar, toprağı hamur gibi yoğurup kerpiç yaptılar. Taş topladılar, otları kurutup duvar yaptılar ve oraya kara şehir diye ad verdiler. Dört bir yandan gelen kervanlar, bu şehirden eksilmiyordu. Yavaş yavaş halk ticarete alıştı.
Manas, henüz hayattayken kara toprağın altına girmeyeyim, babalarım gibi özgür yaşayayım diye kara şehirden bir parça uzakta dağa çıkarak Kırgızlarla çadırda yaşadı.
On bir yaşını doldurduğu zaman Manas, artık çocuklarla oynamayı bıraktı; bozkurt oyunu da oynamadı, önceki yaramazlığını bırakıp büyüklerle ordo atışarak tokuz korgool oyununa başladı. Ondan beri tokuz korgool Manas'tan kalmıştır denilmektedir.

 

 

DİVANU LÜGATİ’T-TÜRK’TE YER ALAN

VE 11. YÜZYILDA TÜRKLER ARASINDA OYNANAN OYUNLAR


Kaşgarlı Mahmut'un 11. Yüzyılda yazmış olduğu Divanü Lügati't-Türk adlı eseri
kaynak alınarak o dönem Türklerinin oynamış oldukları oyunlar ve eğlencelerin ele alındığını kaydeden *Metin Türktaş, oyunların, özünü, kurallarını ve geleneğini kolay kolay değiştirmediğinden oynandığı dönemin kültürel özelliklerini gelecek nesillere aktarabilen en önemli araçlardan biri olduğunu söyler:

“Bu yönüyle oyunlar, geçmiş ve gelecek kültürler arasında önemli bir köprü oluşturmaktadır. Kaşgarlı Mahmut, 11. Yüzyılda yazmış olduğu Divanü Lügati't-Türk adlı eseriyle Türk kültür ve medeniyet tarihine ışık tutmuştur. Eser, yazılmış olduğu dönemin bir çok kültürel özelliklerini bize aktarmaktadır. Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış olmasına rağmen, kelimelerin açıklanmasında verilen bilgiler ve bunları desteklemek için sunulan örnekler, kitabın sadece bir sözlük gibi düşünülmesinden çok onu günümüz için kıymetli bir folklor hazinesi haline getirmiştir.

Devrinin bir nevi Türk folklor ve halk edebiyatı antolojisi olarak da sayılabilen Divanü Lügati't-Türk, üç yüze yakın dörtlük şeklinde şiir parçalarını içerisine aldığı gibi aynı sayıda atasözlerine de yer vermektedir. Türk folklorunun bir çok dalının (atasözü, deyim, efsane, ağıt, oyun, töre, gelenek, görenek, inanış, tarım, hayvancılık, savaş aletleri, tarım araç ve gereçleri, içki ve yemekler) kaynağını, kısmen de olsa bu eserden yararlanılarak belirlemek mümkün olabiliyor. Kabile mensupları, yabani hayvanlardan korunmak ve yaşamları için gerekli besin maddelerini onları avlayarak temin etmek için kuvvetli olmak zorunda idiler. Bu maksatla aralarında yaptıkları yıkmaca (güreş), seyirtmek (koşu), taş atmak, yumruk döğüşü (boks) gibi benzeri oyunlarla beden kültürlerini geliştirerek, güçlü ve kuvvetli kalıyorlardı. Sonraları bu oyunları yabancı kabilelerden korunmak ve onlara üstünlük sağlamak için düzenli bir biçimde ve toplu olarak yapmaya başladılar.
Oyun sözcüğü Divan'da, yarışma, hoşça vakit geçirme, spor gibi değişik anlamlarda kullanılmıştır. "Günümüz Türkçesinde ise oyun, bunun anlamları ve bu anlamların yöneldiği kavramların incelenmesi, başka dillere göre çok daha ilginçtir. Türkiye'de oyun ve oynamak sözcüğünün pek çok anlamları vardır.

Divan'daki oyunlara genel olarak baktığımızda, bugün milli sporlarımız olarak saydığımız ve bizim toplumumuzun yaşayış özelliklerinden doğmuş olan, at üzerinde oynanan oyunlar, ok atma yarışları, güreş gibi oyunların çoğunlukta olduğunu görürüz. Adı geçen bu ve diğer oyunların bir çoğunun nasıl ve ne zaman oynandığı konusunda yeterli bilgi olmadığı için bu oyunlar Divan'daki mevcut bilgiler çerçevesinde ele alınmakla yetinilmiş ve "büyüklerin oynadıkları oyunlar" ve "çocuk oyunları" olarak iki başlık altında incelenmiştir.
BÜYÜKLERİN OYNADIKLARI OYUNLAR

1- Çevgen Oyunu: Yazılı kaynaklarımızda bu oyundan şöyle bahsedilmektedir: "Bugün hemen hemen bütün dünyaya yayılmış olan polo oyunun ismi çevgan
oyununun Tibetçe'deki karşılığı olan "pulu" kelimesinden gelmiştir. Karşılıklı iki takım arasında oynanan çevgan oyununda gaye, oyuncuların at
sırtında oldukları halde ellerindeki değneklerle sürdükler ile sürdükleri topu takımlarının hedeflerine ulaştırmalarıdır. Galibiyet, belli zamanda kazanılan
isabet sayısı veya belli sayıyı daha evvel tamamlamak yolu ile elde edilir." (5)
Bu oyundan Divan'da bir çok yerde bahsedilmesine rağmen nasıl ve ne zaman oynandığı hakkında yeterli açıklama bulunmamaktadır. Ancak tarih sahnesine
çıktıkları günden beri atlı sporlara çok önem veren Türkler at üzerinde oynanan çevgen oyununa da önem vermişler ve bu oyunu uzun bir süre devam
ettirmişlerdir. Türk toplumları arasında oldukça yaygın olan bu oyunun bir çok türü bulunmaktadır.
Yukarıda bu oyunun at üzerinde oynandığından bahsedilmişti ancak " Kaşgarlı, çeşitli kelimelerin açıklanması dolayısıyla bu konuya dair verdiği kısa
bilgilerden, onun söz konusu ettiği dönemde, Türkler arasında atla oynanan çevgenden çok bugünkü golf oyununa benzer olarak ve atsız oynanan bir oyunun Türk oyunu olarak bilindiği ve meşhur olduğu anlaşılmaktadır." Divan'ın çeşitli yerlerinde çevgen oyunundan şu şekillerde bahsedilmektedir:
"Ol anıng birle çöğen urdı ümleşü: O, onunla şalvarını ortaya koyarak çevgen oynadı."
"Ol mening birle topık kapıştı: O, benimle çevgen oyununda top kapıştı"
"Tanguk: Çevgen oyununda, gerilen ipten topu geçirebilen adama verilen ipek kumaş parçası."
" Bandal: Ağaçtan, omuz başı şeklinde çıkarılan parça. Bunu çocuklar alırlar, geceleyin közünü birbirlerine vururlar atarlar. Buna "ot bandal" denir. Çevgen oyununda oynanır." Divan'da çevgen oyundan başka, ucu eğri değnek,
baston anlamlarında da kullanılmaktadır:
"Ol manga çöğen eğişti: O bana çevgen eğmekte yardım etti."''
" Ol çöğen egtürdi: O, çevgen eğdirdi."
" Çöğen: Çevgen."
2- Ok atma Yarışları: Ok, Türklerin en önemli savaş aletlerinden birisidir. Çok iyi ata binen ve ok atabilen Türkler, ok atma işini zamanla bir yarış haline de getirmişlerdir. "Eski Türklerde seremonik ok atışları yapıldığı, bunun bir gelenek haline geldiği, Han zamanı Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır. İlk baharda açık havada yapılan ve dini anlam taşıyan bu sporla erkekler kendilerini ispatlarlardı. Hedef köşeli olup hayvanların derilerinden teşekkül ederdi. Böylece de ok atıcısının hedefi vuruş başarısı kolayca anlaşılabiliyordu."
Ok atma işinin Türklerde ne kadar yaygın ve önemli olduğu, Kaşgarh'nm eserinde de görülmektedir:
"Atışgan: Ol mening birle ok atışgan: Onun benimle yarışmak için ok atışmak âdetidir."

"mening birle ok attı kızlaşu: O ortaya ödül olarak kız, cariye koyarak benimle ok attı"

"mening birle ok attı atlaşu: O benimle, ortaya ödül olarak at koyarak ok atıştı"
3. At Yarışı: Divanü Lügati't -Türk'te atın Türkler için önemini Kaşgarlı şu atasözüyle belirtmektedir: "Kuş kanatın, er atın" Yani kuş için kanat ne kadar önemliyse er için de at o kadar önemlidir demektir. Kaşgarlı yine eserinin başka bir yerinde "at, Türkün kanadıdır" demektedir. Eserin birçok yerinde de görüldüğü gibi at, Türkler için hem binek hem savaş, hem de taşıma aracı olarak vazgeçilmez ve kutsal bir hayvan olmuştur.
"Eski Türkler milattan önceki yıllarda atalarından kalma gelenek icabı sonbaharda (sekizinci ay) atların semirdiği, tayların çoğaldığı bir zamanda Tai-lin denilen yerde umumi bir toplantı tertip ederlerdi. Bu toplantıda kurban sunma, insan ve hayvanların sayımı yapılırdı. Tai sözü tanrılara kurban sunmak için, bir orman etrafında at koşturmak demektir. Eğer orman yoksa söğüt dallan dikilerek işaretlenir, bir miktar atlı dil, kilen bu söğüt dalları etrafında dört nala üç defa dönerlerdi. Bu güz bayramında yapılırdı. Tanrılara kurban sunulduktan sonra hep beraber kurban etleri yenir, sportif oyun ve hareketler meyanmda at yarışları da yapılırdı."
At ayanşları Divanu Lügati't -Türk'te "yarış" kelimesiyle ifade edilmekte ve birçok yerde geçmektedir. Bu yarışın nasıl ve ne zaman oynandığı konusunda ise yeterli bilgi verilmemekle birlikte eserin muhtelif yerlerinde atlardan ve yarışlardan çok kısa olarak bahsedilmektedir. Mesela yarışları en çok kazanan atın "arkun" denilen bir at türü olduğu belirtilmektedir. Yine eserin başka bir yerinde "talaş" kelimesinin açıklamasında "at yarışında, top oyununda, meydanın sonuna çekilen ip" denilmektedir. Buradan da yarışlarda bu ipe ilk ulaşan atın yarışı kazandığı anlaşılmaktadır. Divan'm diğer yerlerinde "yanş"tan şöyle söz edilmektedir:
"Ol mening birle at özişti: O benimle at koşturmakta yarış etti"
"Ol at yarışdı mening birle tawışganlaşu: .
O tavşanı ödül olarak koyarak benimle at yarıştı"
"Ol at yarışı yaptı: O at yarışı yaptı, yarıştı"
"01 anıng birle at yarıştı: O onunla at yarışı yaptı

4. Güreş: İnsanoğlu hayvanlarla, kendi cinsinden olanlarla yakından mücadele etmek zorunda kalınca kendi vücut ağırlığı kas gücünden faydalanma şeklini, yani güreş sanatını yaratmıştır. Güreş, iki canlı arasındaki mücadelenin en mükemmel şeklidir. Bugün ata sporlarımızdan biri sayılan güreş Türklerde
oldukça köklü ve önemli bir yere sahiptir. Ancak Divan'da bu sporun adından direk olarak bir defa bahsedilmektedir. Kaşgarlı güreş kelimesine kısrak
kelimesini açıklarken değinmektedir:
"Kız birle küreşme, kısrak birle yarışma (Kızla güreşme, çünkü kızlar kuvvetli olur, seni alteder; kısrakla yarışma, kısrak attan daha çevik, daha sıçrayışlı olduğundan seni yener). Bu hakanlılardan bir kızın, gerdek gecesi Sultan Mesud'u ayağıyla dokunarak yıktığı için hakanhlarm Sultan Mesut hakkında söyledikleri bir savdır." Diğer oyunların çoğunda olduğu gibi, güreşin de nasıl yapıldığı ve kurallarının neler olduğu hakkında Divan'da fazla bilgi yoktur. Yine Divan'da güreş, "çalış" kelimesiyle de anlatılmaktadır. Bu kelime de "çelme, güreş" karşılığındadır. Bunlardan başka şu cümlelerde de güreşten bahsedilmektedir:
"0l anıng adhakm bağdatt: O, onun ayağını güreşte sarmaya aldırdı"
"Ol anıng adhakm bağdadi: Güreşte onun ayağını sarmaladı, sarmaya vurdu"

"O! anıng adhakın bağdadi: O, onun ayağını güreşte yakaladı, çelme vurdu"
5- Yalngu (Salıncak Oyunu)
Bu oyundan Divan'da sadece bir yerde ve şu şekilde bahsedilmektedir:
"Yalngu: Cariyelerin oynadığı bir oyundur. İpin ucu bir ağaca veya bir direğe bağlanır. Ortasına cariye oturur ve ayağıyla yeri teper. Böylelikle kâh yükselir, kâh alçalır"
ÇOCUKLARIN OYNADIKLARI OYUNLAR

Oyunlar zekâ, beden ve kültür gelişimine etkili olup mücadele ve kendine yeterlilik duygularını verirdi
Müngüz Müngüz (Boynuz Boynuz): Bu bir çeşit çocuk oyunudur. Çocuklar ırmağın kenarına diz çökerek otururlar, sonra elleriyle kuma vururlar. Onlardan birisi (ebe) müngüz müngüz der ve çocuklar ne müngüz diye sorarlar. Çocuklar su kenarında toplanırlar Bu göllerin kenarında bulunan kumların üzerine otururlar Bacaklarının arasına kum doldururlar Bu kumlara elleriyle vurular Bu çocuklardan birisi ebe olur bu ebe başında boynuz olan hayvanların isimlerini sayar Ebenin söylediği her hayvan isminden sonra çocuklar tempolu bir şekilde tekrar ederler Fakat ebe birdenbire boynuzsuz bir hayvan adı söyleyince bazıları şaşırıp ebenin söylediğini tekrar ederler ki bu durumda ceza alırlardı Birisi (ebe), boynuzlu hayvanları birer birer söylemeye başlar. Çocuklar da bunu tekrar ederler. Ebe bu arada deve ve eşek gibi boynuzsuz bir hayvanın da adını söyler. Orda bulunan çocuklar ceza olarak bunları suya atarlardı Bu oyunla çocukların dikkatli ve dayanıklı olmaları gerekirdi
Köçürme: Ondört adı dahi verilen bir oyun. Yerde kale gibi dört çizgi çizilir, sonra ona on kapı yapılır. Fındık ve fındığa benzer şeylerle bu kapılar üzerinde oyun oynanır. Yere çizilmiş bir takım çizgiler üzerine dizilen taşları göçürme ve yer kapma dolayısıyla öbür tarafın taşlarını bir bir toplayarak kazanılan bir oyundur Bugün beş taş veya dokuztaş denilen oyuna benzerdir Bugün Saka yani Yakut Türklerinin çocukları da bizim beş taş dediğimiz oyunu ve topaç dediğimiz oyunları oynamaktadır
Çelik Çomak: Biri uzun diğeri kısa iki sopa ile oynanan oyundur Oyun şöyle geçmektedir: "Tuldı: Er topıknı adhn bile tuldı: Adam topu çatal değnekle vurdu. Bu, bir Türk oyunudur. Şöyle oynanır: Oynayanlardan birisi oyunun kendi tarafından başlamasını istediği zaman yukarıda anlatıldığı şekilde çatal değnekle çeliğe vurur. Bu işte kuvvetli vuran oyuna başlamış olur; Çelik çomak oyununun vurmasında dahi böyle denir."
Ceviz Oyunu: Divanda ceviz oyunundan iki yerde bahsedilmesine rağmen nasıl oynandığı konusunda bilgi verilmemektedir. Sadece çocukların oynadığı bir oyun olduğu belirtilmektedir. Bu oyun da Divanda şöyle geçmektedir:
"Atıç: Çocukların ceviz oynadığı çukur"
"Eteçlik: Ceviz oynamak için çukur açılmış olan yer"
Karagun: Çocukların akşam vakti oynadıkları bir oyundur. Divanda bu oyun sadece bir yerde geçmektedir. Karagun-Karaguni bir çeşit saklambaçtır Saklambaç oyunu gizlenme, pusuya yatma, avını bekleme, sessizlik, düşmanı aldatma ve sabırlı olmayı öğreten bir oyundur Bu oyun bugünde oynanmaktadır Bu durum kültürün devamlılığını göstermektedir

Çengli Mengli: "Bir çocuk oyununun adıdır." Divanü Lügati't - Türk'te bu oyun sadece bir yerde ve bu kadar geçmektedir.

Kuzurcuk; Bu oyun kız çocuklarınını, insan suretinde oyuncaklar yaparak oynamaları şeklindedir Bu oyun günümüzde de devam etmektedir Bu durum Türk oyunlarının çok eskilere gittiklerini göstermektedir Aile bağlarını güçlendiren bir oyundur
Yalngu (salıncak):
Çocukların çok sevdiği bir oyunda salıncakta sallanmak idi salıncaklarda sadece çocuklar değil baharlarda bayramlarda nevruzlarda genç kızlar da sallanırdı

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, " kurallarını ve kıyafetlerini dahi inanç ve törelerden alan geleneksel sporlar, - Türk milletinin gelenek, görenek ve
hasletlerini ortaya koyan canlı ve uygulamalı örneklerden olup, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılan sportif, folklorik değerleridir." 11.yüzyılda Türklerin oynamış olduğu oyunları bilmek, bu oyunlar dahilinde o dönem Türklerinin yaşayışlarını ve kültürlerini belirleyebilmek yönünden faydalı olacak; o dönemki oyunlarla şimdiki oyunları karşılaştırarak Türklerin kültürlerini ne kadar koruyabildiklerini öğrenmemiz açısından faydalı olacaktır. Gerçekten de Divan’da geçen birçok oyunun günümüzde de aşağı yukarı aynı şekilde devam ettiğini görmek, Türklerin geleneklerini hâlâ koruyabilmiş olduklarını göstermesi bakımından sevindiricidir.”

* Araştırma Görevlisi Metin Türktaş (Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü)

 

bykama

Tuesday the 23rd. Mustafa Aris
Template by QualityJoomlaTemplates