Gökbörü

Yazdır

kkbar 9

Bozkır atlılarının savaş dansı

 

Gökbörü oyunu Türkler’in tarihî ve millî sporlarından biridir. Bugün dahi Türkistan Türkleri’nin en önemli atlı sporlarından birini teşkil eden gökbörü oyunu, cirit gibi atlı bir spordur ve esası, at salıp koşarak oğlağı kapmak ve rakibin kalesinden geçirerek sayı kazanmak üzerinedir. Gökbörü oyunu, Türkistan kökenli olup, binlerce yıldan beri, atlı savaşçıların kendilerini barış zamanlarında zinde tutmak için oynadıkları atlı müsabakalardan biridir. Günümüzde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Moğolistan, Tacikistan ve Afganistan'da oynanıyor. Oyun halen en doğal haliyle oynanmakta ve seyredildiği zaman tam bir savaş oyunu havası vermektedir.

Esasında Türkler her türlü atlı spor oyununa rağbet gösterir ve başarılı olurdu. Orta Asya Türkleri’nde Beyge ve Kökböri (Gökbörü), atlı spor türlerinin en çok sevilenlerindendir. Beyge daha ziyade, aynı yönde yapılan ödüllü koşu, kökböri de, kesilmiş bir oğlağı birbirinden kapmak suretiyle yapılan bir atlı yarıştır.

Kökböri’de atlılar, kesilmiş bir oğlağı veya başka bir hayvan yavrusunu birbirinin pençesinden almak için kurtlar gibi mücadele ederler. Orta Asya Türkleri’nde güvey ile gelin bir istikamette at yarışı yani beyge yapar, ok atar, güreş tutarlardı. Eski çağlarda Türkler kendi sembolleri olan kutsal kurda “Kök-böri” yani “Gök-kurt” demekteydiler. Türkistan’da çok bilinen ve oynanan bu oyuna “Gökböri”, “Kökpari”, “Oğlak/Ulak”, Afganistan’da “Oğlak, Buz-Kaşi”, Kazaklarda “Kökbar” gibi adlar verilmektedir. Anadolu’da ise “Öndül Kapmaca” “Pösteki” adını taşımaktadır.

Oyunun ana kaideleri ve saha ölçüleri, her Türk bölgesinde birbirinin aynıdır. Bazen, esası etkilemeyecek küçük farklılıklar olabilir. Gökbörü oyununda asıl olan kesilmiş ve içi temizlenmiş bir oğlak veya hayvanı eğeri ile bacakları arasına sıkıştıran ve dört nala koşan bir atlının, kendini kovalayan atlılara sınırlanmış bir alan veya alanda bir turu tamamlayarak puan alması biçimindedir. Oyun teke tek veya gruplar arasında da oynanır. Özbek Türkleri’nin bu oyunu; üzerinde sular, hendekler ve yükseklikler bulunan bir arazide de oynadığını biliyoruz..
Evlilik törenlerinde kesilmiş hayvan, kız tarafından kaçırılır ve damat tarafı gelini kovalardı. O zaman bu oyun Kız-Börü adını alırdı. Atlı oyunların bir başka şekli de düğün törenlerinde kız ve erkeğin bir mesafe içinde karşılıklı olarak Beyge (Babiga) oyunuydu. Amaç hedefe önce varmaktı. Çevgen (Çevgan, Çöğen) de eski Türkler arasında yaygın bir oyundu. Bu oyun bugün adına Tibet dilinde top anlamına gelen Pulu’dan alınarak Polo denilen atlı hokey oyununun ilk şeklidir. İlk defa Türkler tarafından oynandı. Gökbörü ve Çevgen, eski Türkler’in çok sevdiği binicilik oyunlarıydı. Cesaret, algılama sürati, refleks, denge gibi üstün özellikleri bünyesinde barındıran bu stratejik oyun, iyi bir binicilik ve ata hakim olmayı gerektirirdi.

Bu güzel oyun gerektiği gibi tanıtılabilse, hayli ilgi çeker ve tam bir sektör oluşturabilir. Yiğit atlılar tarafından oynanan bu oyunun bütün Türk coğrafyasında eski itibarına ve yaygınlığına kavuşturulması ve ardından tüm dünyaya tanıtılması büyük önem arzetmektedir. Bu muhteşem bozkır oyunu dünyaya kazandırılıp, Türkiye ve tüm Türk dünyasında yeni bir sektör haline getirilebilir.

 

 

 

 

“Kök Börü” Geleneksel Türk Sporu  

 

Timur Davletov* Dağlık Altay’da gökbörünün tarihi seyrini ve bugününü şöyle anlatıyor:

Dolu dizgin koşan atlar ve onları ustalıkla yöneten biniciler, izleyenleri büyü etkisi altına alan ve atalarımız tarafından kültürel miras olarak tanımlanabilecek bir spor oyunu bağlamında belki de artık tüm dünyada tanınmaya başlayan ve Orta Asya bölgesinde daha Emir Timur döneminde oynanan polo oyununu biçim olarak andırmaktadır. Yalnızca bu oyunda değneğin yerine oyuncuların kolları, topun yerine ise “keçi” anlamına gelen “içki” olarak tanımlanan keçi postu kullanılmaktadır. Kimi zaman bu adın “ulak” olarak da geçtiği bilinmektedir. Kalelerin yerine de topraktan yapılan kenarları yüksek iki çukur kurulmaktadır, bu oyun için.

Altaylar’da Kök Börü’nün tarihçesi
“Kök Kurt” anlamına gelen “Kök Börü” oyununu, Dağlık Altay ülkesinin Ulagan Bölgesindeki Uluslararası Kaycılar (eski bir Türk geleneğinde gırtlaktan türkü okuyan sanat kişileri) Kurultayı esnasında izleme imkanı elde ettik. Altay’da bu oyunun başlatıcısı ve tek yetkili hakemi Altay Cumhuriyeti Kök Börü Federasyonu Başkanı Daniil Mamıyev’dir.
Dağlık Altay’a Kök Börü oyununu ilk kez resmi olarak Kırgız Cumhuriyeti’nden 2003 yılında Mamıyev getirmiştir. Dolayısıyla, Kök Börü oyunu spor uygulaması bakımından, Kırgızistan’da ikisi profesyonel seviyede olmak üzere çok eski zamanlardan beri çok sayıda güçlü spor takımı tarafından oynanırken, Altay ülkesi için daha yeni hayata geçirilen bir spor dalı olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, Kök Börü oyununun kökleri Altay dağlarında oldukça eski tarihlere dayanmaktadır.
Efsaneye göre kanlı bir savaşta Türkler büyük bir yenilgi alır ve düşman galip geldikten sonra halkın tümünü yok etme yoluna gider ve bir zamanlar çok nüfus ve nüfuzlu devletin gerisinde yalnızca bir erkek çocuğu hayatta kalmayı başarır, daha doğrusu yazgısı tarafından bu sağlanır. Tek başına yaşama mücadelesi bile veremeyecek güç ve yaşta öksüz kalan bu çocuğa bir dişi kurt sahip çıkarak anası gibi korur ve büyütür, besler ve avcı olması için yetiştirir. Bu dişi kurdun adı ise Aşina (Asena) idi. İşte Aşina soyu Türkler’de başlangıcını, tarihle efsanenin karışık olduğu bu dönemden alır. Oyunun adı olan Kök Börü de adından da anlaşılacağı üzere o dönemden beri Türklerin geleneksel bir ata sporu haline gelir.

Türk yurtlarının gözde sporu
Zaman içinde bu oyun, Sibirya’nın güneyi ve Asya kıtasının coğrafya anlamında tam merkezi yeri olan Altay-Sayan dağları bölgesinden bütün Orta Asya’ya Türkler’le birlikte yayılmıştır. Günümüzde bu oyunun, daha ilk adımlarını attığı Altay ülkesinin yanı sıra, çok sayıda deneyimli ve güçlü oyuncu takımlarının olduğu Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan vb. bölge ülkelerinde de, kendine özgü oyun kurallarıyla bir spor dalı olarak varlığını sürdürdüğü bilinmektedir.
Altay’a 2003’te getirilen bu oyun; ülkenin Onguday ve Ulagan bölgelerinde kurulan iki takımla temsil edilmektedir. Ayrıca ülkede “Kök Börü” Federasyonu da kuruldu.

Kök Börü oyununu sahada, her birinde genellikle 10’ar atlının bulunduğu iki takım oynuyor.

Karşılaşma esnasında oyuncu değişikliklerini yapma konusunda herhangi bir sınırlama yoktur. Oyunun cereyan ettiği saha yaklaşık olarak futbol sahası büyüklüğünde olup 200 x 80 m. ölçülerine sahiptir. Sahanın, duvarları yüksek çukur biçiminde kurulan   kalelerinin arasında ise, 140 metrelik bir mesafe olmalıdır. Kalenin arkasında da 30’ar metre uzunluğunda serbest mesafe bırakılır ki atlı oyuncular mücadelelerini orada da devam ettirmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi kaleler duvarları yuvarlak bir çukur biçiminde olup kalenin genel yüksekliği 1.20 metre, alt çapı 4.40 metre, üst çapı ise 3.20 metredir. Dibi geniş, üst kısmı ise daha dar biçimli bir keke benzeyen yuvarlak kalenin ortasında 50 cm. derinlikte ve 2 metre çapında bir çukur vardır. “Keçi” anlamına gelen ve “içki” adı verilen topu olarak da; ortalama 30-35 kg. kimi zaman ise 60 kg. ağırlığında olan, baş ve ayakları bulunmayan keçi gövdesi kullanılmaktadır. Bu “içki (keçi)” denilen topun; rakip takım oyuncularından saklanarak ve engellerinden sıyrılarak geçtikten sonra, yuvarlak kalenin çukuruna isabetli bir biçimde atılması gerekir. Her bir isabetli atış için takımlardan birisi bir sayı kazanmaktalar. Oyunu yöneten hakeme “yargıcı” (cargıcı) denilir.
Saha alanına, her biri 10 metrelik çapta ve ikisi kalede biri de sahanın ortasında olmak üzere toplam üç daire çizilmektedir. Ayrıca protokol olarak da bilinen esas tribünün önünde olacak biçimde 10 metre yakınında 2 metre çapta bir daire vardır. Bu dairenin içine oyun başlarken yargıcı tarafından “içki (keçi)” bırakılır. Daha sonra ise bu işlem, golü kendi kalesine yiyen takımın bir oyuncusu tarafından yerine getirilir.

Özel atlar
“Kök Börü” oyununda oyuncuların yetenekleri kadar atların marifetleri de önem arz etmektedir. Hatta atlar bu oyun için özel olarak yetiştirilir. Mesela, Kırgız ülkesinde atlar tamamen bu amaçla uzun terbiye dönemine tâbi tutulmakta ve onlara bu oyun esnasında özel hareketler öğretilmektedir. Ayrıca bu oyun için özel olarak yetiştirilen atlar, üzerlerinde bulunan oyuncuların en ufak hareketlerini hisseder ve ona göre davranacak düzeye gelir. Yani, oyun esnasında atla oyuncu bir anlamda bir bütünlük, bir uyum içerisinde hareket eder. Her ikisinin de amacı kendi takımına zafer getirmektir. Böylece “içki” denilen top için mücadele etmek üzere eğitilen atlar, iyi terbiye aldıktan sonra topu savunarak yerde bile tutabilir. Bunun için gerekirse ayağını da “içki”nin üzerine basmak suretiyle kullanabilir.

Özel taktikler
Öteki spor oyunlarında olduğu gibi bu oyunun da kendine özgü oyun taktikleri mevcuttur. Bunlar savunma ve hücum olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Savunma taktiğiyle oynayan takım ağırlığı kendi sahasına taşırken, hücum ağırlıklı oynayan takım oyuncularının daha çok skor peşinde olduklarını söylemek mümkündür.
İleri seviyede oyuncular ise oldukça ağır (normalde “içki”nin ağırlığı 30-35kg, kimi zaman ise 60 kg.’a kadar çıkmakta) topu, basketbol oyunundaki gibi havadan paslaşmaktadır. İşte özellikle bu yöntemle sürdürülen oyunlar izleyiciler üzerinde etkileyici olmakta ve yoğun ilgiyi toplayıp heyecanlı geçmektedir. Ayrıca karşıt takımlardaki oyuncuların “içki” için giriştikleri mücadeleler de izleyicilerin coşmalarına yol açmaktadır. Bazen ise topu elinde tutamayan oyuncu “içki”yi sağ ya da sol ayağının diziyle atın vücudu arasında sıkıştırmaktadır. Bu durumlarda ondan bu topu alabilmek oldukça güç bir iş haline gelmektedir.

Bullit cezası
Öteki spor oyunlarında olduğu gibi “Kök Börü” adlı bu oyunda da belli kurallar mevcut olup, bunların ihlâli durumunda ilgili cezalar tatbik edilmektedir. Ancak bu oyunda uygulanan cezaların da kendine özgü olduğunun belirtilmesinde yarar vardır. Örneğin, kasıtlı olarak atını rakip takım oyuncusunun atının üzerine yürüten ve çarpışmaya sebep olan oyuncu kendi kalesine “bullit” denen penaltı uygulamasına yol açmaktadır. Ceza uygulaması ise şu biçimde gerçekleştirilmektedir: Sahanın ortasında, ceza vuruşunu kullanacak olan takımın oyuncusu “içki”li yerini almakta, bunun 30 metrelik mesafede arkasında ise cezayı yiyen takımın oyuncusu konumlandırılmaktadır. Yargıcı (hakem)’nın ıslık çalmasıyla elinde “içki”yi tutan oyuncu hedefi olan kaleye doğru altını yürütmekte ve hızlanmakta. Arkasındaki oyuncu ise onun takibine girişmekte. Ancak takip eden takip edilenin önüne geçmeden hep geriden ilerlemek zorunda, aksi durumda, yani cezayı kullanan oyuncunun önüne geçtiğinde takipçi oyuncu geriye dönme şansını otomatik yitirmekte, dolayısıyla öbür oyuncu rahatlıkla içkiyi götürüp kalenin içine atabilme şansını kullanabilmektedir.
Onar dakikalık aralar olmak üzere toplam 20’şer dakikalık üç devre halinde oynanan “Kök Börü” (Orta Asya’nın başka ülkelerinde ise bu devreler daha kısa olup 15’er dakikalıktır) oyunu, günümüzde olduğu gibi çok eski zamanlarda da oldukça yaygın geleneksel bir oyundu. Örneğin, eskiden de Kırgız Türklerinde Kök Börü oyuncuları toplumda çok saygı ve itibar sahibi kişilerdi. Bunda tabii ki etkili olan sebeplerden biri de, o zamanlar bu oyunun hiçbir sınırlama olmadan oynanıyor olmasıydı. Dolayısıyla bu oyun yalnızca yüreği pek, bileği demir kişiler tarafından oynanmaktaydı. Herhangi bir sınırlama bulunmadığından dolayı da, oyuncular sık sık ve ciddi biçimde sakatlanmaktaydı. Atlar o dönemde, rakip takım oyuncusunu top için mücadele esnasında dişleriyle kapıp yere atabilmek biçiminde özel olarak yetiştirildi. Yani, görüldüğü gibi o yıllarda bu “Kök Börü” oldukça tehlikeli bir oyun biçimini teşkil etmekteydi. Halen de Kırgız ülkesinde, sınırlayıcı kuralların olmadığı yıllarda bu oyuna katılıp kalıcı biçimde sakatlanan sporcuları görmek mümkündür. Bu kişiler günümüzde de toplumda son derece itibarlı insanlar olarak görülmektedir.
Her spor dalında olduğu gibi bu oyunda da ödüller mevcuttur. Eskiden en yüksek ödül, koçtu. Bu koçun maddi değerinden çok manevi değeri ön plandaydı. Ama en değerli hediye; hem maddi hem de manevi anlamda, oyun esnasında top, yani “içki” olarak kullanılan keçi postu ve etiydi.

Birinciye Jeep
Günümüzdeyse Kırgız ülkesinde yine oldukça yaygın olarak düzenlenen Kök Börü müsabakalarında birinciliği elde eden takımın oyuncularına, eskiden farklı olarak koçlar hediye edilmektedir. Çok daha prestijli düzeyde yapılan örneğin Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda birinciliği elde eden takıma “Jeep” sınıfı arabalar, ikinciliği kazanan takıma “Volga” ve üçüncülüğe erişen takıma da “Jiguli” modeli arabalar hediye olarak takdim edilmektedir, diğer maddi ödüllerin yanı sıra…
Kök Börü oyun geleneğinin bir zamanlar ana yurdu olan Altay’da yeniden başlatılan bu spor dalı çerçevesinde kurulan ilk takım olan Onguday Bölgesi takımı; çok güçlü takımların bir araya gelip karşılaştığı Kırgız Cumhurbaşkanlığı Kupası’na katılma onuruna lâyık görülerek davet edildi ve katıldığı bu önemli müsabakalarda kendisi oldukça kısa deneyimine rağmen, aslında çok iyi bir performans sergileyerek, takım olarak altıncılığı elde etti. Aslında Kırgızlar’ın takımları çok güçlüdür, dolayısıyla genç Onguday takımının bu denli zor şampiyonada bu seviye derecesine girmesi, belki de Kırgızların, Kök Börü oyunu yoluna daha yeni çıkan Altaylı kardeşlerine gösterdiği saygı ve destekten kaynaklanmış olabilir.
Bununla birlikte, Onguday takımının antrenörü Daniil Mamıyev, ileriki zamanlarda kendileri için mutlaka çok iyi bir oyun ortaya koyarak ve yeni spor doruklarına takım halinde tırmanarak daha çok kez yerleşeceklerinden emindir. Aynı zamanda D. Mamıyev, bu geleneksel Türk oyununu ülkesinde yaygınlaştırmak düşüncesindedir.

 

Eski Türk geleneksel “Kök Börü” oyunu karşılaşması aşamasında, Dağlık Altay’daki Ulagan Bölgesinin merkezinde izleyebildiğim kadarıyla, oyunu yöneten ve hakemliği yürüten yargıcın yanı sıra, oyunu yorumlayan ve sunan kişinin de önemli bir yer işgal ettiğini anladım. Üzerinde geleneksel Altay giysisi bulunan sunucu kendi yorumlarıyla, gerçekten bu oyuna renk katmakta ve izleyicilerin ilgisinin oyun üzerinde odaklanması ve canlı tutulmasını sağlamaktadır. Elinde mikrofonu ile karşılaşmanın yapıldığı sahaya hâkim bir yerde bulunarak oyunu izleyen, sunan, yorumlayan ve tanıtıcı bilgiler veren bu kişi oyun esnasında, çok sayıda toplanan izleyicileri zaman zaman kahkaha tufanına ya da alkış fırtınasına sürüklemektedir. Konuya tam olarak vâkıf sunucunun; gerçekten de bu tür spor karşılaşmalarının en önemli figürlerinden biri haline gelerek, kuşkusuz oyunun izlenirliğini artırmakta ve bu yolla geleneği kuşaklar arası yolculuğunun sürmesine katkıda bulunmakta olduğu söylenebilir.
* Timur Davletov (TÜRKSOY Hakas uzmanı)

 

 

Gökbörü için hususi eğitilen atlar...

Gökbörü oyunu için en iyi cins ve güçlü dokuz ile yukarısı yaşlarında genç atlar seçilerek yetiştirilir. Çünkü bu oyun için özel hazırlanmayan ve yetiştirilmeyen herhangi bir at, güçsüz kalır ve oğlak oyununu oynayamaz. Bu yüzden, tecrübeli bir at seyisinin nezaretinde, genç ve güçlü atlar, en az bir sene süreyle yumuşak, düz, etrafı temiz kum olan yerde bağlı tutulur. Seyis, atın yemini, miktarını ve özellikle gün içinde ne zaman yem vereceğini iyi bilmelidir. Atın kilo almasına ve kilo vermesine azami dikkat eder. At, yedikleriyle daima enerji depolar ve güçlenir.
Şölen gibi...
Oyunun ana kuralları ve saha boyutları, her Türk bölgesinde hemen hemen birbirinin aynıdır. Bazen, esası etkilemeyecek küçük farklılıklar olabilir. Gökbörü, Türkmenistan’da da büyük ilgi ve heyecan uyandıran bir oyundur:

İki yaşını dolduran buzağı bir gün önceden kesilerek kafası, iç organları alınır. İç organları alındıktan sonra yerine saman tıkılarak diğer etleri elenmemek üzere bir gece ayazda asılı bırakılır. Sabahleyin asıldığı yerden alınarak oyunun oynanacağı alana getirilir.
Oyunun oynanacağı meydanda önce 10 – 15 metrekare daire çizilir ve içine saman atılır. Bu daire alanına “cür” denir. Cürden 500 ile 600 metre ilerde bir bayrak dikilir. Yüzlerce, binlerce seyirci iştirak eder. Her bölgeden gelen Türkmen, atı ve “Çobandes”i (oğlak oyununu oynayan kişi) ile oğlak oyununun yapılacağı alana gelir. Aksakallılar ve ileri gelenler “Çardak” denilen oturum yerde yerini alır. Ortaya hakem heyeti seçilir. Hakemler, oğlak oyununun kuralına göre oynanmasına dikkat ederler. Ayrıca “Bargı” denilen çeşitli hediyeler (para, altın, halı ve tüfek) hazır edilir.
Çobandesler, atlarına binerek çardakdaki oturma yerinde bulunan aksakallılardan pata (dua) aldıktan sonra, oyun yeri olan cürün yanına varırlar. Hakem tarafından carçıya (tellal) bağırttırılır. “oğlağı cürden bayrağa götürene filanca hediye” denildikten sonra oğlak oyunu başlar. Çobandesler, at üstünden cür içinde (daire alanı) bulunan öceği (buzağı) almaya çalışırlar. Öceği yerden kapan çobandes “heyt” diyerekten nara atmasıyla birlikte bayrağa doğru atını son hızla koşturmaya başlar, ama diğer çopandozlar da öceği kaptırmamak için arkadan asılırlar. Cürden bayrağa götüren çopandoza hakem huzurunda bargıcı (hediyelerden sorumlu kişi) tarafından hediyesi verilir. “Carçı” denilen tellal bu çopandozun ismini ve atın sahibinin ismini tutarak hediyeyi aldığını bağırarak ilan eder. Oğlak oyunu bayrak’tan cür dairesine ve cür dairesinden bayrağa götürmeler ile devam eder.
Oğlak oyununu oynayan Çobandeslerin başında “sümmen” denilen kuzu tüyünden yapılmış Türkmen telpeki ve ayaklarında özel ayakkabıları olan Adik ve cübbe giyilerek oynanır. Bu oyunu herkes oynayamaz ve çok tehlikeli bir oyundur. Adeta bir savaşı andırır, ölümler, yaralanmalar, attan düşmeler olur. Oğlak, Türkmen’in milli oyunudur. “Ahir oğlak” adı verilen final niteliğindeki en son oyunda büyük hediye verilir ve oyun dualarla son bulur.

 

 

KIRGIZLAR’IN MİLLÎ OYUNU KÖKBÖRÜ*

“Kökbörü oyunu Kırgızların millî oyunudur. Nesilden nesile miras olarak aktarılan bu oyun, Kırgızların en çok rağbet ettiği ve heyecan duyduğu

oyunlardandır. Kökbörü oyunu, Kırgızların yanı sıra başta Kazaklar ve Özbekler

olmak üzere Asya’daki pek çok Türk boyunun da vazgeçilmez oyunları arasında olup

bugün hâlâ, bütün canlılığıyla yaşatılmaktadır. Anadolu’daki “Öndül Kapmaca”

diye bilinen oyun kısmen bu oyunun izlerini taşımaktadır.

Kırgızlar bu oyuna “Kökbörü”, Kazaklar “Kökpar”, Farslar ise “Bozkaşi” derler.

Bunun yanında Farsça’dan girmiş olan “çobandes” sözü de Kırgızca kökbörüçü

kelimesiyle karşılanmıştır. Kırgızlar buna “ulak çekme” de derler. Orta Asya’nın bazı bölgelerinde Kökperi veya Köpkeri şeklinde söylendiği de olur.

Türkiye’de bu oyundan ilk söz eden; “… eski Türklerde totem sayılan

bozkurt (gökbörü) ile bağlı bir anane mahsulüdür. Kurt menkıbesi, Kırgızların gökbörü tesmiye ettikleri oyunda tecelli eder.” diyen Ziya Gökalp’tir. Dr. Rıza Nur da Türk Tarihi adlı eserinde kısaca bahsetmiştir.

 

Kökbörü kelimesinin kökeni

 

Kökbörü kelimesinin nereden çıktığı konusunda şu görüşler ileri sürülür:

Çok eskiden bir savaş olur ve köyün silah tutan bütün erkekleri savaşa gider. Neredeyse köyde kalanları koruyacak kimse kalmaz. Köye kurtlar gelir ve hayvanlara zarar verir. Geçimini büyük oranda hayvancılığa bağlayan halk, bundan büyük oranda etkilenir. Bu arada savaştan dönen erler köye dadanan kurtları görünce hemen onlara saldırır. Bazılarını bıçakla, bazısını okla, bazılarını da ezerek öldürür. Hatta canlı kalan kurtları, at üzerinde birbirlerine atarak eğlenmeye başlar. Bu o kadar hoşlarına gider ki, kalan diğer kurtları da birbirlerine atarak oyun oynarlar. Zamanla canlı ele geçirdikleri kurtlarla oynamayı gelenek haline getirirler. Oynadıkları bu oyunun adına kökbörü

“bozkurt” derler. Oyun böylelikle ortaya çıkar. Ama gittikçe kurtların azalmaya

başlaması üzerine yiğitler kurt yerine tekeyi oyun aracı olarak kullanırlar. Daha

olgunlaşmamış yiğitler ise teke yerine ulak “oğlak” ile oynarlar ve ulak çekerler.

Bundan dolayı kökbörünün bir diğer adı da ulak çekmedir. Kökbörünün ikinci

adlandırılması olan ulak çekme böylece ortaya çıkmıştır.

 

Kökbörü sözüyle ilgili olarak diğer bir görüş de şöyledir:

Halk, bu oyunu oynayan kişilerin kahramanlığına, atikliğine ve yiğitliğine bakarak onlara kökbörüler demiş. Kökbörü ile Köktürk sözü arasında sıkı ilişki vardır. Bilindiği gibi kurt, Göktürklerin sembolü idi. Toteminin ve Türklerin de diğer adının kökbörüler olduğunu dikkate aldığımızda bu oyunun Türkler’e ait olduğunu söyleyebiliriz. Göktürkler bundan dolayı bahadır ve cesur erkekleri kökbörü olarak görürlerdi. Muhtemelen Göktürk devletinin dağılmasıyla onlara ait olan bu oyun, Asya’daki diğer boylara kökbörü adıyla kalmıştır.

 

Kökü tarihin derinliklerinde

 

Kırgızlar’ın Manas destanında da kökbörü oyunundan söz edildiğine göre, bu oyunun geçmişinin çok eskilere dayandığını söyleyebiliriz. Ömürlerinin büyük bölümü savaşla geçen Türkler, bir bakıma atın üzerinde uyuyup atın üzerinde can vermişlerdir. Gece gündüz silahlarını yanlarından ayırmamışlar, atlarını ağılda hazır tutmuşlardır. Ata çok önem vermişler. At adamdın kanatı “At adamın kanadıdır.”, At sıylagan cöö baspayt “Ata değer veren yaya kalmaz” demişlerdir.

At göçebe kültürün bir parçasıdır. Atın yoksa atlı düşman senin evini yağma eder, kaçan düşmanı yakalayamazsın. Bundan dolayı at, Türk için her şeyden önemlidir ve en yakın dosttur. Manas’ı Akkula’sız, Semetey’i Taybuurul’suz, Töştük’ü Çalkuyruk’suz, Kurmanbek’i Teltoru’suz hatırlamak mümkün değil. Sözgelişi; Manas Akkula’dan, Kurmanbek de Teltoru’dan ayrıldığı zaman yenilgiye uğramıştır.

Askere gönderme zamanı pek çok yerde askerlikle ilgili çeşitli oyunlar oynanır, yarışmalar yapılır ve eğlenilir. Bu oyunlardan birisi de kökbörüdür. Çünkü bu oyun bir askerde olması gereken bütün özellikleri ihtiva eder. Şayet askerin kendisi iyi olup da atı ona uygun değilse, o zaman böyle askerler iyi çobandes (kökbörücü) olamaz. Sadece hem oyuncu hem de at birbirine uyuştuğu zaman ortaya iyi bir oğlakçı çıkar. Kökbörü oyununda savunma ve saldırmada oğlakçıların birliği ve birbirlerini anlayabilmeleri çok önemlidir. Kökbörü oyunu böyle özellikleri ile halkın, kötü niyetli düşmanlara karşı daima hazır olmalarını sağlamıştır.

Kırgızistan, Rusya yönetiminde iken, başta kökbörü olmak üzere cambı atmay, kılıç çalmay, nayza salış, er eniş gibi halkın millî duygularını ayakta tutan oyunlar yasaklanmıştır.

Halk, değer verdiği bu oyuna sık sık düğün ve törenlerinde de yer vermiştir. Bu gelenek hâlâ Çuy, Talas ve Oş bölgelerinde yaşatılmaktadır.

 

Romanlarda yer aldı

 

Kökbörü oyununun 19. yüzyılda Kırgızların hayatında önemli yeri vardır. Bunu K. Cantöşev’in Kanıbek romanında daha iyi görmekteyiz. Kanıbek romanında K. Cantöşev büyük bir toy (düğün) oyunlarının başlama sırasını şöyle anlatır. “Bugün sabah namazından sonra halk toplanmaya başladı, at koşturma, pehlivan güreştirme, attan devrilme, süngü vurma, tıyın eğme oldu. Öğleden sonra bütün halk oğlak çekmeye gitti.” Bu cümleden, kökbörünün 19. yüzyılda bütün at oyunlarından daha çok sevildiği hükmünü çıkarabiliriz. Romanın bir başka yerinde de şu ifade yer almaktadır: “Bir yaşındaki buzayı kesip, dört bacağını kesip atıp, bağırsaklarını çıkarıp, içini diktikten sonra buzağı çekmeye başladılar.”

Kökbörü oyununa hemen her boydan insanlar iştirak edebilir. Bu konuda hiçbir ayrım yapılmaz. Her boyun veya beyin kendi kökbörücüleri, yorgacıları “iyi at ustaları” pehlivanları, külük “çevik, hızlı” atları, kahraman güçlü yiğitleri olur. Halk da yiğitleri, atları; filanın yiğidi, filanın atı diye değerlendirir.

 

Ölümü dahi düşünmeden…

 

Oğlağı rakip yiğitlerin elinden kaptıktan sonra götürüp belirlenen yere koymak çok zordur. Ortaya konulan ödül, bunu başaran kişiye ve gruba verilir. Kökbörü oyununun en heyecanlı ve en tehlikeli kısmı o zaman yaşanır. Kendini böyle bir durum için hazırlamış olan oyuncu, ölümü dahi düşünmeden, atıyla kurşun gibi kalabalığın içine dalar. Kalabalıkta oğlağa ulaşıp onu oradan çıkarıp, oğlağı belirtilen yere bırakır. Oğlağı belirlenen yere kimin bıraktığı değil, hangi tarafın bıraktığı önemlidir. Bunun da sebebi “kişilerin birlikle zorlukları aşabildiği” esprisidir. Oyun sırasında bir kişi, diğerinin önünü açar, bir başkası karşısındakini etkisiz hale getirir. Bu da yetmez, eğer onların bindiği atlarla yiğitlerin uyumlu bir birlikteliği olmazsa başarıya ulaşılmaz. Üstün gelen grup, oğlağın sahibi olur. Oğlağı elde edenler, onu orada hemen keser ve etini kavurup orada bulunanlara ikram eder. Bu oğlağın etinin her türlü hastalığa ve derde şifa olduğuna inanılır. Oğlu olmayan kişiler de oğlağın etinden bir parça alır ve evine götürüp pişirip karısına verir. Eğer o eti yedikten sonra erkek çocuğu olursa, o insan büyük oğlak vermek zorundadır. Bu gelenek Fergana vadisinde hâlâ aşamaktadır.

 

Halim Baki Kunter, Philipp Borchers’in aldığı bilgileri bize şöyle anlatmaktadır:

“Kesilen hayvanın (yani oğlağın) içi çıkartıldıktan sonra karnı dikilir, başı ve

ayakları kesilir. Bu şekilde yine çok kere elli kiloyu bulur. Şikâr (av, oğlak) yol üzerine bırakılır. Atlılar ona doğru koşarlar. İçlerinden birisi atın üzerinden uzanarak yerdeki kesilmiş hayvanı alır. Eyerinin önüne yerleştirir. Ayaklarıyla sımsıkı tutar. Sol elinde dizgin, sağ elinde kamçı olduğu halde dörtnala uzaklaşır. Atlının bu vaziyette eyer üzerinde durması çok güçtür. En önde bacağının altında yavru olan atlı (oyuncu) koşar, diğerleri şikârı onun elinden almak için takip ederler. Herkes şikârı ele geçirmek için çalışır. Ellerin serbest kalabilmesi için kamçılar dişler arasına sıkıştırılır. Şikârı ele geçirmek için herkes çeker, sıkar, iter. İnsanların ve hayvanın dişleri sırıtır; çok çetin bir boğuşma olur. Nihayet şikârı birisi ele geçirir ve öne atılarak kafileden uzaklaşır. Kovalama ve çetin mücadele başlar. Öğleden evvel erkenden başlamış olan oyun, öğleden sonra sona erer. Kesilmiş hayvan kızartılır ve yenilir.

Atlı, sınırlandırılan meydanı (kimseye kaptırmamak üzere) şikârıyle beraber bir defa dönebilirse bir puan kazanmış olur. Sonra o şikârı yere atar. Kim en fazla puan kazanırsa günün galibi olur. Kafile, şikârı almış olan birinciye yetiştiği vakit, her taraftan onu sararlar.”

 

Oğlak ve buzağı

 

Kökbörü çekmenin kuralları genel olarak aynı olmasına rağmen, çeşitli bölgelerde biraz farklılıklar göstermektedir. Güney Kırgızistan’da oğlak çekmenin yanı sıra bir yaşındaki buzağı da çekilir. Buzağının ağırlığı 50-80 kg, oğlak; 15-30 kg., teke; 25-30 kg. arasındadır. Issık göl ve Tenir dağlarında ise dört kış yaşamış olan teke kesilir. Karnı

yarılıp bacağı çıkarıldıktan sonra, tekrar dikilir ve gece boyu soğuk suda

tutulur. Sabahleyin erkenden sudan çıkarılıp asılır. Öğlene kadar kuruyan teke,

oyun sırasında parçalara ayrılmaz ve ayakları koparılmaz. Çüy ve Talas bölgesinde ise, oyunda başı ve ayakları kesilmiş ve iki kış yaşamış teke kullanılır.

 

Kökbörünün oynanışı bölgelere göre farklılık gösterir. Güney tarafta oğlak eğilip bırakılan yerden alınır ve belli bir mesafe gittikten sonra bırakılır. Dağınık oynamada, takım olarak oynanmaz herkes kendi kendine çeker ve oyun sırasında dörder beşer olarak birbirlerine yardımlaşır ve kalabalıktan oğlağı çıkarır. Kazanılan ödül paylaşılır. Oyuna isteyen herkes katılabilir. Bazı durumlarda oyuna katılanların sayısı 500’ü dahi geçer. Böyle durumlarda en güçlü yiğit ve at ancak kalabalığı yararak çıkabilir. Kuzey taraflarda ise takım olarak oynama daha yaygındır.

 

 

Kökbörü Oyununun Kuralları:

 

I-Genel kurallar

1. Yarışma özel olarak belirlenmiş alanlarda (sözgelişi; stadyumda) gerçekleştirilir.

2. Oğlak çekilen sahanın etrafı yüksekliği 1,5 metrelik bir duvarla çevrilir ve buralar, atlarla oyuncuların zarar görmeyecekleri şekilde düzenlenir.

II-Oyunun şartları

1. Oyunda her iki taraftan 4 kişi olmak üzere iki takım karşılaşır.

2. Oyun sahası iki takıma beraber paylaştırılır.

3. Her takımın kendi tay kazanı “kuyu” olur. Tay kazanının eni 3,5 metre, yüksekliği 1,20 metre, çapı 2 metre, derinliği 0,5 metredir.

Oyun üç bölümden oluşur, her bölüm 20 dakikadır. Toplam 60 dakika oynanan oyunda, taraflardan hangisi karşı kaleye çok oğlak bırakırsa, o takım galip olur. Oyun, kural gereği, karşılıklı olarak dörderden sekiz oyuncu ve sekiz at ile oynanır. Yedekte dört at ve dört oyuncu vardır. Oyuncuların seçiminde bazı esaslar vardır. Bunların başında da, alkollü içki alan ve uyuşturucu madde kullananlar oyuna alınmazlar.

III-Oyunun Başlatılması

Oyuna başlamadan önce oyuncular temiz ve dürüst oynamaya ant içerler. Oyuncular sahanın ortasına yuvarlak bir şekilde sıraya geçerler ve ortada orta hakemin söylediği sözleri tekrarlayarak herkes ant içer. Sonra seyircilerden dua isterler.

Ant İçme:

Hakem:

Euzubillahimineşşaytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

Ya Allah! Senin merhametinle oyuna girecek olan kahraman ve pehlivan yiğitlerinin andını kabul et!

Oyuncuların hepsi:

Dedelerimizin, bize miras olarak bıraktığı kökbörü oyununa başlarken halkın huzurunda bu kutsal oyunun kurallarını bozmadan temiz ve dürüst oynamaya ant içerim!

Seyirciler:

Omin Allahu akbaru!

Kaptanlar, kendi taykazanlarını (kale) seçtikten sonra, oğlak, seyircilere yakın yerde belirlenmiş yuvarlak içine bırakılır. Oyuncular oğlak bırakılan yerde karşısında sıraya geçerler.

Oyun, orta hakemin düdük çalması ile başlar. At üzerinde iken, oyuncuların oğlağı eğilip alması gerekir. İki takımdan birer kişi ortaya çıkar ve yuvarlak çizelge içinde bulunan oğlağı eğilip kaldırmaya çalışırlar. Bu ikisinden biri oğlağı kaldırıp çizgiden dışarı çıkarıncaya kadar, diğerleri çizelge dışında beklemek zorundadır.

Oyun, bir kaleye oğlak düşmeyince veya kurallar bozulmadığı müddetçe devam eder.

Puan verme

Puanın sayılabilmesi için oğlağın net bir şekilde taykazanın içine bırakılması gerekir.

*Oğlak kaleye düşürülemezse yani kenara bırakılırsa puan verilmez.

* Oyuncu kaleye atıyla girip oğlağı bırakırsa puan verilmez.

*Puan verildikten sonra hakemin işaretiyle oyun tekrar başlatılır.

*Oyun sırasında atlar saha sınırını geçtiği zaman oyun durdurulur.

*Eğer at sahanın ortasından dışarıya çıkmışsa, oğlak ortada bulunan çizgi içine bırakılır ve oradan devam edilir.

*Her oyun 20 dakikadır ve üç devredir. Her devrenin arasında 10 dakika dinlenilir.

*Oyun bittiği zaman, takımlar aynı puana sahip iseler, hakem 10 dakikalık ek süre verir. Eğer yine de galip olmazsa, o zaman, iki taraftan dört-dört olmak üzere sekiz kişi ortaya çıkar ve nöbetle biri diğerinin kalesine 30 metre mesafeden atını koşturarak gelip oğlağı fırlatıp bırakmaya çalışır. Oğlağı bırakacak kişiye karşı savunma yapılır ve rakibe engel olunmaya çalışılır.

*Saldıracak olan 30 metre mesafede, savunan ise, kale yanındadır. Hakem düdük çalınca harekete geçilir.

*Eğer saldıranla savunan yan yana gelmişse, saldıran, atının hızını yavaşlatmaz. Saldıran gelip oğlağı bırakmak mecburiyetindedir.

IV-Dikkat edilmesi gereken hususlar

*Her oyuncu, sadece birer kere saldırabilir.

*Herkese birer at verilir ve saldırma sırasında atlarını değiştiremezler.

*Oyuncular, orta hakemin izniyle değiştirilebilir ve sahaya oyuncular dışında kimse giremez.

*Oyunu canlı göstermek için atlarla rakibinin atını ittirebilir ama atıyla

rakip oyuncunun atına vuramaz.

*Omuzla rakip itilebilir ama eli ile dokunulamaz.

*Bir oyuncu oğlağı kaldırırken, diğeri ona atıyla vurduramaz.

Yasaklar:

*Ant içmeyen oyuncu oyuna giremez. Ant içerken samimi davranmayan kaptana uyarı verilir.

*Rakibin eline ayağına vurmak ve kamçıyla dövüşmek yasaktır. Bu kurallara uymayan oyuncu iki dakika ceza alır ve sahadan çıkarılır.

*Aşırı kaba oynayan oyuncular tamamen oyundan uzaklaştırılır.

*Ceza alanın ceza vakti bitene kadar, diğer üç oyuncu dört kişiye karşı oynamak zorundadır.

*Cezanın süresi, ceza alan oyuncu ceza yerine geldikten sonra başlatılır. Ceza alanın atı da cezalanır.

*Rakibi durdurmak için onun elinden ve atından çekmek yasaktır. Rakibini attan düşüren de iki dakika ceza alır.

*Eğer böyle bir durum kaleye yakın yerde gerçekleşirse, o zaman kuralı bozan takıma ceza verilir ve karşı taraf 30 metre mesafeden atı koşturarak gelir ve oğlağı fırlatarak bırakmaya çalışır.

*Oğlağı, üzengi, kayış ve yulara bağlayarak oynayan oyuncuya, iki kere sarı kart verildikten sonra, üçüncüsünde iki dakika ceza verilir.

*Oğlak oynarken vakit geçirmek ve karşı tarafın temposunu bozmak için, oğlağı özellikle saha dışına bırakan oyuncu, iki kere uyarılır üçüncüsünde iki dakika ceza alır.

*Orta hakemle tartışan ve onula kavga eden oyuncu iki kere uyarılır. Üçüncüsünde kırmızı kart gösterilerek oyundan uzaklaştırılır. Bu durumda takım, oyunun sonuna kadar üç kişi oynamak zorunda kalır.

*Oyun sırasında küfür edene sarı kart, kavga çıkarıp aşırı kural bozana kırmızı kart verilerek oyundan uzaklaştırılır.

*Oğlağı kaldırırken ona atla saldırana, ilk iki defa sarı kart, üçüncüsünde kırmızı kart gösterilir.

*Oyun sırasında rakibinin bedenine zarar getiren oyuncuya kırmızı kart gösterilir.

*İki oğlakçı, oğlağı kaldırmaya çalışırken, çizelge içine giren diğer oyuncu da iki kere uyarılır, üçüncünde kırmızı kart gösterilir.

*Orta hakemin kararına karşı çıkarak vakit geçiren oyuncuya sarı kart, üçüncüsünde kırmızı kart gösterilir.

*Orta hakemin kararına baş eğmeyip oyunu durduran takım yenilmiş sayılır.

*Kural bozmalarda, oğlak, ceza alan taraftaki çizelgeye bırakılır ve orada

sadece iki oyuncu meydana çıkarak çekişir. * Dr. Doğan Kaya “Kırgızlar’ın Millî Oyunu Kökbörü”, İzzet Gündağ Kayaoğlu Hatıra Kitabı-Makaleler, İstanbul, 2005)

 

 

 

 

 

 

 

Kökbörü Marşı

 

Söz : Ş. Duyşeevdiki

Altay Too’don Ala Too’don adırdan

Ak kalpakçan Kırgız ünü canırgan

Şuuldagan buruttardın urpagı

Şumkar bolup köktön cerge sayılgan

Colborstor tartkan kökbörü

Cogotpoy kelgen er Kırgız

Coo kelse Ata Mekenge

Colotpoy kelgen er Kırgız

Kıraandar tartkan Kök börü

Kırgızday tiygen er Kırgız

Kıykırıp atka mingende

Kılımdı bilgen er Kırgız

Atan Kırgız tenirdegi köktögü

Arbak bolup tiktep turat közdörü

Ezelteden emdigige kaluuçu

Erenderdin er oyunu Kök börü

Men Manas’tın tukumdagı turasın

Kalka kalgan babalardın murasın

Kırgız barda kökbörünün kök tusun

Kılımdardın kılımdarga ulantsın”

 

 

Ulupamir’in Yiğit Kırgızları

 

Van'ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir köyünde yaşayan Kırgız Türkleri, Gökbörü geleneğini yaşatıyor. Halk arasında 'Post kaçırma' olarak da bilinen Gökbörü oyununun yanısıra Kırgızistanlı sporcular, at üzerinde ok atma gösterisi de yapıyor. Hareket halindeki at üzerinde hedefe atış yapan Kırgız okçular hedefi 12'den vuruyor. 1982'ye kadar Afganistan'ın Pamir Yaylası'nda yaşayan Kırgızlar; Rusya'nın Afganistan'ı işgalinin ardından önce Pakistan'a, daha sonra da Türkiye'ye geldi. Van'ın Erciş ilçesine yerleşen Kırgızların köyleri 3 bine yakın nüfusa sahip. Türklerin en eski oyunlarından Gökbörü, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da, kısacası tüm Türkistan’da yaygın olarak oynanıyor. Oyun başlamadan önce, alanın ortasına kireçle 'halhal' ya da 'adalet çizgisi' adı verilen daire çiziliyor. Katılımcılar, bu dairenin etrafına dizilip, daire içine bırakılan koyun postunu alarak, rakip sahadaki kireçle boyanan dairenin içine bırakmaya çalışıyor.

 

Dünya oyunumuzu tanımalı

 

“Gökbörü, kökböri, kökpar, oğlak kapmaca, ulak, post kapmaca” isimleriyle anılan ve atlı Türkler’in binlerce yıldan günümüze taşıdıkları bu muhteşem spor dalı, çağımızda tekrar eski ihtişamına kavuşturulmayı hak ediyor.

Günümüzde futbol, Amerikan futbolu, hokey ve bunun gibi batının modernize ettiği oyunların bir an için atlı oynandığını düşünelim… Karşımıza “gökbörü”nün çıktığını görürüz. Dünyada geleneksel sporlara ilgi ve itibarın arttığı bu zamanda, biz de milli değerlerimizi milletlerarası sahneye çıkarmanın yollarını bulmalıyız.

Friday the 22nd. Mustafa Aris
Template by QualityJoomlaTemplates